Abidin Sever

HAC İBADETİ

(...) Çoluk çocuğumuz bile bizim için bir imtihandır. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur: “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan sebebidir ve büyük mükafat Allah’ın katındadır”(Enfal:8/28. Oğluna olan sevgin bile, seni deneme yoludur. Hz. İsmail’in sevgisi Hz. İbrahim için bir imtihandı; şeytanla karşılaşmalarında onun tek zayıf yönü olmuştu bu. (...)
DEVAMI

 
Hulusi Kaya
  Binlerce yıl Tarihe tanıklık eden Ülke: Mısır

(...)Bununla birlikte Osman’lının hizmetleri de Kahireyi kuşatmış. Yapılan her eser ya onarılmış ya ilave edilmiş veya yeni yapılmış. El Ezher camisinden tutun da, Kahire kalesi dahil olmak üzere, Amr İbnul As cami gibi, Hz. Hüseyin Cami gibi kahire başyapıtlarında mutlaka izleri bulunuyor. Şimdi adım adım gezimizin detayları. (...)
DEVAMI

 
 
 
ÖNEMLİ LİNKLER
 
Arama Yap

Google



 
Hulusi Kaya'ın kaleminden

Binlerce yıl Tarihe tanıklık eden Ülke: Mısır....

Neredeyse 5000 yıllık geçmişiyle göz dolduran, Medeniyetler merkezi denilebilecek bir statüde bir ülke Mısır. Bir yandan Firavunlar, Karunlar, diğer yandan Hz. Musa, Hz Yusuf diyarı. Sonralarında ise, Sahabeden Amr İbnul As hazretlerinin fethetmesiyle İslami bir kimliğe bürünür Mısır ve özellikle de Kahire. Hendek Savaşından sonra Müslüman olur. Habeşistan’a hicret eden Müslümanları Habeş kralı ile olan özel dostluğunu kullanarak geri almak istesede Habeş kralı Necaşi buna izin vermez. Ve hendek savaşından sonra bir gece Medine’ye doğru yola çıkmak için evinden dışarı çıkar. Mekke sokaklarında Medineye doğru yola çıkan ikinci bir kişi daha vardır. Bir süre gizlerler nereye gittiklerini daha sonra söylerler ki, ikisinin de hedefi Efendimiz (sav) e biat etmektir. O kişi de Halid bin Velid idi. Bugün eski kahire yani Fustat denilen yerde ordusunun kurmuş olduğu karargahın olduğu yerde muhteşem bir cami (Amr ibnul As cami) vardır.
Amr b. As’tan sonra artık Kahirenin yeni kimliği vardır. Bundan sonra Mısır ve Kahire artık İslam medeniyetine ev sahipliği yapacak, artık yapılan camilerde ezanlar yükselecek, bir yandan Emevilerin göz bebeği bir yandan Abbasilerin göz bebeği olacak, sonra Fatımiler gelecek, önemli eserler önemli izler bırakacak. Eski fustat şehrinin biraz daha kuzeylerinde yeni bir şehir inşa edecekler ve adına da Kahire diyecekler. Şu an İslam dünyasında önemli bir yeri olan Ezher üniversitesinin temellerini atacaklar.
Daha sonra Kudüs fatihi, Selahaddin Eyyubi eski şehir Fustat ile yeni şehir Kahire arasında büyük bir kale yapacak ve bu iki şehri birleştirmiş olacaktı. Tarih sahnesinde aynı topraklarda Memluklular devleti yer alacak, onlarda önemli izler bırakacaklar. Sonra Osmanlılar buradaki medeniyete katkıda bulunacaklar, Kahireyi bir İstanbul yapma azmi ve gayreti içinde olacaklardı.
Evet.. bir yandan Nil nehrinin batı yakasında kadim mısır medeniyeti yani piramitler dururken doğu yakasında da İslam medeniyetine ait eserler yavaş yavaş çoğalacak ve yükselecekti. Bugün 20 milyondan fazla nüfusuyla oldukça kalabalık bir şehir Kahire. Bu kalabalık insan topluluğunun getirmiş olduğu oldukça fazla dezavantajları bulunmakta. Bütün bunlara rağmen bir yandan Nil, diğer yandan tarihi geçmişi ile Kahire, hala ihtişamlı ve hala gezilmeyi ve görülmeyi en çok hak eden yerlerin başında geliyor.

Piramitleriyle, her yerde kendine has özgü mimarisi olan cami ve kubbeleriyle, Sebiliküttablarıyla, kalesiyle, Turu Sina’sıyla Kızıldenizi ile, İskenderiye ve Süveyş Kanalı ile.. Kısaca Medeniyetlere tanıklığıyla.. Diyarı Hz. Musa ve Hz. Yusuf’a ev sahipliği yapan Mısır, Kahire.. ve de bütün bu anlatılan olaylara şahit olan, Hz. Musa’nın beşiği Nil nehri. Hepsi ve her şey bir gün bizim oralarda onları ziyaret etmemizi bekliyor. Birde bizzat yaşamamızı.. Eski kahire dediğimiz, Fustat’tan başlayıpta, El_ezher camisinin çevresine kadar ki olan yerde, mübalağa olmasın ama her yerde ya bir cami, ya bir medrese, ya bir sebiliküttab denilen eğitim yuvaları, veya külliyeler, vikalalar (han gibi çarşı merkezleri) bulunuyor. Öyle ki biraz Hindistan mimari tarzını andıran kubbeler, minareler, hemen her yerde kendini belli ediyor.

Bununla birlikte Osman’lının hizmetleri de Kahireyi kuşatmış. Yapılan her eser ya onarılmış ya ilave edilmiş veya yeni yapılmış. El Ezher camisinden tutun da, Kahire kalesi dahil olmak üzere, Amr İbnul As cami gibi, Hz. Hüseyin Cami gibi kahire başyapıtlarında mutlaka izleri bulunuyor. Şimdi adım adım gezimizin detayları.

KAHİRE (1. Gün 10 Eylül 2012)
Bu gezimizi, Avusturya’da ikamet eden Akif UYSAL abim ile gerçekleştiriyoruz. Sekiz günlük bir gezi bu. Beş gününü Kahire’ye, Üç gününü de Sina yarımadasındaki, Şarm El Şeyh’e ayırdık.
İstanbul Atatürk havalimanından Türk Hava Yolları ile gece yarısı Kahire havaalanına iniyoruz. İlk süprizi burada yasıyoruz. 5 saat boyunca havaalanında bekliyoruz. Pasaporttaki resim sorununu bahana göstererek rüşvet istiyorlar. Mecburen 20 dolar vermek zorunda kalıyoruz ki artık bekleyecek takatimiz kalmıyor.
Ne kadar sıkı pazarlık etsek de yine fahiş bir fiyata tuttuğumuz taksiyle Sabahın ilk ışıkları ile birlikte havalimanından ayrılıyoruz.
Yol boyu meraklı bakışlarla şehri gözlemlerken bir yandan da bazen İngilizce bazen arabca konuşarak taksi şoförüne cevap vermeye çalışıyoruz. Bize piramitlere, memphis ve sakkara bölgesine uygun fiyata götürebileceğini söylüyor. İkinci sürprizi otelimizde yaşıyoruz. Virane gibi bir iş hanından içeri giriyoruz. Morallerimiz oldukça bozuluyor. Akif abi ile birbirimize bakıyoruz. Diyorum ki bu otelin internette beğenme oranları oldukça yüksek idi. “Galiba diyorum internetteki beğenme oranını kendileri yapıyorlar ki böyle bir yerde otel mi olur” diyoruz.
Nihayet 6. Katta bulunan otelimize geliyoruz biraz yüzümüz tebessüm ediyor ki, otelin kapısının dışında otel demeye bin şahit bir mekan görürken, otelin içinde biraz olsun düzen ve temizlik görmek bizi sevindiriyor. Ve odalarda orta seviyede bir temizliğin ve hijyenin olduğunu görmek biraz olsun morallerimizi düzeltiyor.
Odalarımıza yerleştikten sonra öğle sonuna kadar, istirahat ediyoruz. Ve ilk durağımız Kahire Müzesi

KAHİRE MÜZESİ
Yaklaşık 120.000 eserin bulunduğu bir müze burası. 1830’lu yıllarda Osmanlının o zaman ki Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mısır’dan her türlü tarihi eser ticaretini ve ülke sınırları dışına çıkarılmasını yasaklar. Ezbekiye denilen bir yerde bulunan bahçedeki bir binada bütün eserleri bir araya getirilip korunması emrini verir. Daha sonra gelen Vali Said Paşa döneminde, bütün eserler Nil nehri kenarındaki şimdiki Müze binasının olduğu yerde bir binaya taşınıyor. 1897 yılında Hidiv Abbas Hilim Paşa zamanında ise şimdiki Müze binasının temelleri atılıyor.
Kahire Müzesi, eski Mısır medeniyetinin neredeyse kalbi durumundadır. Müze mutlak ya bir kitap veya bir rehber eşliğinde gezilmelidir.
Binanın içi oldukça havasız durumda. Girişte 60 Mısır Pound’u, özel Mumyalar bölümüne girerken 100 pound ödemek zorundasınız.
Müze 2 katlı ve oldukça büyük. Müzenin giriş katında sergilenenler belli bir kronolojik sırayı izliyor. Burada Eski, Orta, Yeni Krallık dönemi ile son döneme ait parçalar sergileniyor. Orta bölümde ise büyük anıtsal heykelleri görebilirsiniz. Üst kattaki parçalar ise konularına göre düzenlenmiş.

Burada özellikle görmeniz gereken yerler arasında Tutankhamon'un Galerileri, Firavun Mumya Salonu, Ka-Aper Heykeli ve Amarna Salonu bulunuyor. Firavun Mumyaları'na ait iki tane salon var, her iki salonda da 12 adet mumya var. Mumyaların bulunduğu yerde en fazla göze çarpan Mumyaların etlerine kadar hala bozulmamış olması. (kurumuş ve siyahlaşmış ama hala cesedin üzerinde). Ayrıca bazı mumyaların saçları olduğu gibi durması da oldukça şaşırtıcı bir durum.

Mumyalama Yöntemi: Burada yer alan bilgilere göre: mumyalama işlemi için, hafif meyilli bir taş kullanılıyor. Ölen kişi, buraya yatırılıyor. Burun kıkırdağı kırılıyor, beyni, burun kanallarından çekilerek alınıyor. Boşaltılan bölüme: yine aynı yoldan; keten dolduruluyor. Böylece: gözler, içeriye düşmüyor. Diğer yandan: vücudun yanlarından delikler açılıyor ve bu deliklerden, zarar görmeden, dört organ çıkarılıyor. Vücutta, yalnızca: kalp kalıyor. Kalp; onların inanışına göre, mahkeme gününde hesap vermek için vücutta bırakılıyor. Diğer organlar: yeniden yaşama dönüldüğünde kullanılmak üzere, testilere konularak, mumyanın yakınına bırakılıyor.

Mumyalama işlemini yapan kişi: çakal maskesi takıyor. Ölü yiyen bir hayvan olan çakal: onlar için “Mumya Tanrısı” konumunda. Mumyalama işlemi: 40 gün sürüyor. Bir çok medeniyette; çokluk belirtilen “Kırk” sayısının, Firavunlar için önemli olduğu anlaşılıyor. Bu işlem sırasında, formülü hala gizli bir sıvı; etlerin çürümemesi için, ölünün vücuduna sürülüyor. En son olarak da, vücut; ketenle sarılarak, sandığın içine yerleştiriliyor.

Kahire Müzesini gezdikten sonra, ünlü Tahrir meydanına doğru yola koyuluyoruz. Zaten Kahire müzesi Tahrir meydanına bakıyor. Tahrir meydanında Filistinli bazı grupların burada çadır kurup protesto gösterileri yaptığına şahit oluyoruz.
Buradan Ramses Tren istasyonu’na gidiyoruz ve çevresini geziyoruz. Bir kahve’de ilk kez Mısır çayını tadıyoruz. Kahirenin en yüksek minareli camisi olan El Fetih camisini görüyoruz. Şeker kamışı suyu ve meyvelerden oluşan meyve suyu içiyoruz.
Akşam yemeği için uzun bir uğraştan sonra Hilton oteli karşısında El-Hamra denilen bir resturantta, ızgara türü bir şeyler yiyoruz. Yediğimiz etlerin Fil eti olduğunu öğrenmek baya bir canımızı sıksa da oradakilere belli etmemeye çalışıyoruz. Bununla birlikte Kahirede gördüğümüz en temiz ve hijyenik restoran diyebiliriz.

KAHİRE (2. Gün 11 Eylül 2012)
PİRAMİTLER

Dünyanın 7 harikasından birisi. Üç büyük piramit bulunuyor Giza bölgesinde, Keops (Kufu), Kefren ve Mikerinos. Bununla birlikte piramitlerin doğusunda Nil nehrine bakan, yarı insan yarı aslan şeklinde Büyük Gize Sfenksi adı verilen bir sfenks vardır.
Gize Sfenksi doğuya bakar ve pençelerinin arasında bir tapınak yer alır. Aslan gövdeli, insan başlı bu Sfenks, doğan güneşi ve firavun için yeniden dirilişi temsil eder. Nil’e bakan çehresiyle Nil’den gelen misafirleri karşılar gibi bir duruşu vardır.
Piramitlerin sayısı 80'e yakındır. Hepsi Nil’in sol kıyısına kurulmuş ve vadide 40 kilometrelik bir uzunluk içine yayılmışlardır. Bazıları ayrı olmakla birlikte çoğu grup halindedir.
En büyük piramit olan Keops piramidinin 12 ton ağırlığında iki buçuk milyon kat bloktan oluşmuştur. Günde on blok yerleştirilmesi halinde yapımının 664 yıl sürer.. Ve bu taşların temin edinileceği en yakın mesafe yüzlerce km. uzaklıktadır. Taşların buraya nasıl gelmesinden tutun da, taşların bloklar halinde onca yükseğe nasıl çıkarıldığı, binlerce yıl hala nasıl ayakta kaldığı gibi bir çok yönden Piramitler hala gizemini korumaktadırlar.
Sabah ilk işimiz piramitler bölgesine gitmek oluyor. Akşamdan otelde anlaştığımız adamın yerine başka birisini bizi almaya geldiğini görünce şaşırıyoruz. Anlıyoruz ki akşamki adam firma temsilcisi. Ve firma otellerden turistlerle görüşme yaparak müşteri buluyor kendine.

Taksi şoförü hem bize rehberlik yapacağını hem de bizi memphis, Sakkara, ve giza bölgesine götüreceğini söylüyor. Piramitlere doğru giderken, papirus kağıdı imalathanesi ve nasıl imal edildiğini görmek istediğimizi söylüyoruz. Piramitlerden önce papirus bitkisinden nasıl kağıt üretildiğini görüyoruz ve ordan üzerinde ayet yazılı papirus levhaları satın alarak Piramitler bölgesine varıyoruz.

Akşamki konuşmalarımızda, Piramitler bölgesinin 12 km olduğunu ve yürüyerek gezmenin zorluğundan bahsetmişlerdi. Ya at veya develerle gezmenin daha uygun olacağını ve uygun bir fiyata ayarlayabileceklerini söylemişlerdi. At ve develerin olduğu bir yerin önünde duruyoruz. Giza bölgesine giriş biletleri dahil, 400 mısır pounduna kendimize bir deve bir at kiralıyoruz.

Bizimle birlikte gelen adam bize rehberlik yapacağını söylüyor. Sonradan fark ediyoruz ki, bizim adımıza giriş bileti almamak için illegal yollardan Giza bölgesine giriş yapmışız. Her an böyle bir aldatılma korkusu ve olayı ile baş başa kalmak epey canımızı sıska da yapacak bir şeyin olmaması morallerimizi alt üst ediyor.

İlk önce üç piramidin de aynı anda görüldüğü yere gelip burada fotoğraf çekiyoruz. İlk önce küçük piramit Mikerinostan başlamak üzere, orta ve büyük piramidi gezip Sfenksin önüne geliyoruz.

Piramitlerden sonra, Sakkara bölgesinde uzaktan baktıktan sonra, memphis krallığının olduğu bölgeden çıkarılan eserlerin sergilendiği, ve sit alanı ilan edilen palmiyelerin kenarında yarı açık müzeye geliyoruz. Yine sit alın içinde Yusuf Peygamberin makamının olduğu söylenen kubbeli bir yeri gösteriyorlar. Bu müze alanında yine bir çok heykellerle birlikte Ramsesin yarım heykelini de görüp buradan İmam Şafi türbesine geçiyoruz.

İMAM-I ŞAFİİ TÜRBESİ
Niyetimiz Akşama kadar kalan zamanımızda Kahirenin en eski yerleşim birimi olan Fustat şehrinde gezmek istediğimiz İmamı Şafii ve Amr İbnul As camilerini ziyaret etmek. Şoförümüz bizi ilk önce İmam Şafii türbesine getiriyor. İmamı Şafii’nin türbesine, Mezar Ev denilen alt katlarında mezar olan evlerin bulunduğu bölgeden geçerek varıyoruz. Burada yaşayan halkın çoğu ölen yakınlarını “Mezar Ev” denen yerlere defnediyorlar.

İmam Şafii aslında Mısırlı değil. Hicri 150. yılda Gazze(Filistin)’de doğan bu büyük âlim, doğumundan sonra Filistin’de fazla kalmamış, tahsil için Mekke’ye ve İslâm dünyasının değişik yerlerine seyahatler yapmış, neticede Hicri 204 yılında Kahire’de vefat etmiş ve el-Mukattam dağının eteğinde Benû Abdülhakem türbesine defnedilmiştir. Eyyûbi sultanlarından El-Melik El-Kâmil kabri üzerine, 1211 yılında kubbeli bir türbe yaptırmıştır. Selahaddin-i Eyyubi tarafından da, türbenin yanına büyük bir medrese yaptırılmıştır.

AMR İBNUL EL AS CAMİ
Amr İbnul As (RA) Mısır’ı fethetmek için ordusuysa bu caminin bulunduğu yere karagahını kurduğunu rivayet edilir. Daha sonra Mısırı fethedince ordusunun ilk karargah kurduğu yere cami inşa eder.

Bu cami etrafına eski kahire yani, Fustat Kasabası kurulur. Kısa zaman içinde cami gelen cemaate dar gelmeye başlar, cami daha da genişletilir. Aynı zamanda bir eğitim kurumu da olun bu camide, 800’lü yıllarda İmamı Şafii ders vermiştir. Daha sonraları Fatimilerler, Memlüklüler zamanında da genişletilir cami.
Ünlü Mısırlı Hafiz Abdussamed’in genellikle bu camide Kuran okuduğunu öğreniyoruz.

KAHİRE (3. Gün 12 Eylül 2012)
Kahiredeki Üçüncü günümüzde, İslami eserleri ziyaret etmeye devam edeceğiz. Bunun için ilk önce Kahireyi ve Nil’i Kahire kulesinden seyretmek için Kahire kulesine çıkıyoruz.

KAHİRE KULESİ
Kahire kulesi, Nil nehrindeki Zemalik adasında bulunmakta. Oldukça hakim bir konumda. Şehrin merkezinde sayılabilecek bir durumda.

KAHİRE KALESİ
Selahaddin Eyyübi Kalesi ile... Burası Kahire’nin tam ortasıdır. Çünkü Kahire denilen şehir daha kurulmazdan önce buraya önce Amr İbn-i As gelmiş ve “MIsır Fatihi” olarak İslamiyet’i buralara taşımıştır. O günlerde burada Fustat diye bir kasaba kurulmuştur. Zaten Amr İbn-i As’ın o meşhur minareli camisi de oradadır. Daha sonraki yüzyıllarda bu coğrafyaya önce Emeviler sonra da Abbasiler yerleşir. Derken Şii Fatımiler yönetimi ele geçirirler. İlme ciddi anlamda önem veren bu devlet, Fustat’ın ilerisine yeni bir yer kurmak adına El Ezher merkezli bir şehrin temellerini atar ve adına da Kahire derler. Bu arada Fatımilerin Ezher Üniversitesi’nin de kurucuları olduklarını vurgulamış olduk. Ardından Selahaddin Eyyübi, manevi babası Nureddin Zengi’nin teşvikleri ile Mısır’ı Fatimiler’den alarak burada bir Eyyübi Devleti’ni kurar ve eski Fustat ile yeni Kahire arasına bu görkemli Kale’yi inşa ettirir. İşte böylece iki şehir birleşir ve bugünün büyük Kahire’sini oluşturur.

KAVALALI MEHMET ALİ PAŞA CAMİ VE TÜRBESİ
Kaleye yaklaşır yaklaşmaz size Sultan Ahmet Camii’ne benzer bir yapı göz kırpacaktır. Bu eser, gerçekten de İstanbul’un selâtin camilerinden örnek alarak Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın yaptırdığı meşhur camisidir. Paşa’nın kabri de içinde bulunmaktadır. Büyük masraflarla inşa ettirilen caminin neredeyse her yanı pahalı su mermeri ile kaplıdır. Avlusunda Fransız kralının hediye ettiği ve hiçbir zaman çalışmamış olan saat ve caminin giriş kapısı üzerinde de Kavalalı’nın emri ile konulan ve Sultan Abdülmecid’in adı okunan kitabe vardır.

EL-EZHER CAMİSİ VE ÜNİVERSİTESİ:
El Ezher Cami, Mısırda 969'da kenti ele geçiren Fatımilerin komutanı Cevher Es-Sıkılli tarafından temeli atılmış ve o zamandan günümüze kadar gelmiş olan bir cami. Daha çok adını El-Ezher üniversitesi olarak İslam dünyasında yer edinen El Ezher Caminin kuruluş amacı; İsmailiyye Mezhebinin temelini oluşturan Şii inancının davet ve eğitim merkezi haline getirmekti. Cami 972 yılında de Halife Muiz Lidinillah zamanında eğitim ve ibadete açılıyor. Selahaddin Eyyübi zamanında burası artık bir daha Şii inancına yönelik eğitim vermeyecek ve Selahaddin Eyyübi burayı Sünni inanışa yönelik eğitim veren bir ilim merkezi haline getirecektir. Caminin etrafında bir çok sebiliküttab ve medreseler görüyoruz. Bunlardan Kansu Gavri Medresesi ve adını bilemediğimiz birkaç tane sebiliküttap ilgimizi çekiyor. Sebiliküttab, küçük ve iki katlı bir bina halinde Memluklular zamanından beri yapıla gelmiştir. Osmanlılar zamanında da bu eğitim ve sebil binaları olan sebiliküttabların yapımı devam etmiştir. Sebiliküttabların Birinci katında sebil yani ücretsiz suların dağıtılıyor. İkinci katı ise bir eğitim veriliyor. Yani mahalle mektebi gibi üst katında mahallenin çocuklarına kuran ve dini eğitim veriliyor.

HZ. HÜSEYİN CAMİ.
El - Ezher Camisinin hemen karşısında yer alır. Hz. Hüseyin efendimizin başının burada medfun olduğu söyleniyor. Haliyle ne derece doğru bilemiyoruz. Çünkü Şam Emevi Camiinde yine hz. Hüseyin Efendimizin mübarek başının medfun olduğu türbeyi bizzat ziyaret etmiştim.
Anlatılanlara göre, Kerbelada şehit edilen Peygamber torununun mübarek başı Emevi askerlerince başkentleri Şam’a getirilmiş ve burada korunmuştu. Fatımiler, Şii olmaları hasebiyle bu mübarek emaneti başkentleri Kahire’ye götürmüşler ve burada bir ziyaretgâh yapmışlardır. Selahaddin Eyyübi burayı camili bir medreseye çevirmiş ve Osmanlılar da genişletmiştir.

HAN HALİLİ ÇARŞISI
İstanbul Kapalı çarşıyı andıran dar sokaklarıyla epey eski bir tarihi olan çarşı Han Halili çarşısı. Fiyatların aşırı pahalı söylendiği ama neredeyse söylenilen fiyatların 3 te 1 fiyatına kadar inildiği bir yer burası. Aynı zamanda Milli Şairimiz M.Akif Ersoy’un uğradığı kahvehane olan El Fişawi hala faal. Burada zaman darlığı sebebiyle ancak Fişawi’nin naneli çayını içmekle yetiniyoruz.

Akşam Kahirenin modern yüzünü görmek için, Maadi bölgesine gidiyoruz. Burada da envai çeşit alışveriş merkezleri bulunmakta. Fast food türü resturantlar her yerde olduğu gibi buralarda da var ve Kahire halkından epey rağbet görmekte.

KAHİRE 4. GÜN 13 Eylül 2012
Bugün Perşembe ve İskenderiye’ye gitmek üzere dünden taksici ile anlaşmamıza rağmen sabah taksicinin oldukça isteksiz olduğunu gördük. Başka bir taksici bizi götürecekti. Yine son anda anlaşmış olduğumuz taksiye bindik. İskendiriyeye gitmemizin tehlikeli olduğunu, çünkü bir çok kişinin yürüyüş yapacağını ve Polisin de şehir dışından gelecek olanlara izin vermeme ihtimalinin bulunduğunu belirtti. Çünkü bütün dünyada ABD de çekilen Peygamberimize hakaret edilen filmi protesto gösterileri vardı. Taksicimiz bunun yerine bizi Feyyum yani Karun sarayının bulunduğu yere götürmek istediğini söyledi.
Bizde Tahrir meydanındaki hareketlenmeler ve yine takip edebildiğimiz kadarı ile Türkiye Basınından edindiğimiz bilgiler ışığında İskenderiyeye gitmekten vazgeçtik.

FEYYUM VE KARUN SARAYI
Feyyum Kahirenin Güneyinde yine Nil nehri deltasında olan bir şehir. Şehir merkezine varmadık ama Karun hazinelerinin ve sarayının olduğu yere gittik.
Yol boyunca çöllerin içinden geçiyorsunuz. Ve ansızın önünüze bir göl çıkabiliyor. Yer yer Nil nehrine yaklaştığımız anlarda yemyeşil alanları görebiliyoruz.
Kur’anı Kerimde de geçen Karunun oldukça zengin olduğunu buradaki sarayının etrafında bulunan binlerce çanak çömlek kırıklarından da anlayabilirsiniz. Bir çok odası ve iç içe oluşan labirent bir yapısı, çok sayıda mahzeniyle Saray hala ayakta ve iki katlı olarak duruyor.
Burada bizi oldukça memnun eden bir olay zuhur ediyor. Karunun sarayı bir köyün hemen yakınında bulunuyor. Sarayı ve civarını gezdikten sonra geri dönüşümüzde köyde bir düğün olduğunu öğreniyoruz. Düğün sahipleri bizi bırakmak istemiyorlar. Mutlaka düğün yemeğinden yememiz gerektiğini söylüyorlar. Kabul ediyoruz. Türkiyeden geldiğimizi söyleyince daha da bir memnun oluyorlar. Yemekten sonra Çay içiyoruz, o düğüne gelenler evlenen kimseler için para veriyorlar ve veren kişi orda ilan ediliyor.

Düğün yemeğinde dua etmek istiyoruz, velakin ne İngilizce ne de arabca derdimizi anlatamıyoruz. Daha sonra taksicimiz bizi anlıyor ama yemek bitmiş oluyor. Yinede burada bir düğün duası yapmak nasip oluyor. Milletin şaşkın bakışları arasında dua ediyoruz. Duadan sonra bütün köy halkının sevgi gösterilerine şahit oluyoruz. Düğün sahibi bırakmak istemese de bizi zaman darlığından fazla kalamıyoruz.

Akşam Kahireye geri dönüyor ve bir Otobüs firmasının yazıhanesinin önünde iniyoruz. Kahirede 3 gece 4 günlük programımız bu akşam itibariyle son bulacak olsa da, Şarm El Şeyh dönüşü yine Bir gün akşama kadar Kahirede geçireceğiz.
Gobus adlı bir firmadan Şarm El Şeyh e sabah saatlerinde varabilecek şekilde bileti alıyoruz. Mısırda bizim bildiğimiz anlamda otobüs terminali veya otagar mevcut değil. Her firmanın belirli bir ofisi var ve otobusler vakti gelince o ofisin önünden kalkıyorlar. Çok garip bir durum. 20 milyonluk bir kahirede belli başlı birkaç firma var şehirlerarası çalışan.

Kahire çıkışıyla birlikte Akif abimle derin sohbete dalıyoruz ve arkasından da derin bir uyku. Ne kadar zaman geçti bilemiyorum birisinin beni kaldırmasıyla uyandım. Karşımda bir asker. Pasaportumu istiyor. Pasaportumu veriyorum. Ama otobüste kimseler yok. O an otobüsümüzün askeri kontrol noktasında olduğunu anlıyorum. Bütün valizlerin indiğini görüyorum. Ve Bütün yolcuların aşağıda olduğunu görüyorum. Otobüste bir ben varım. Herkes inmiş. Bir süre sonra hareket ediyoruz çok geçmeden Süveyş kanalına ulaşıyoruz. Tünelden geçerek sina yarımadasına ulaşıyoruz.

ŞARM EL ŞEYH 5. GÜN 14 Eylül 2012
Şarm El Şeyh Sina yarımadasında bulunuyor. Esas oraya gitmemizin nedeni, bizim Turu Sina dediğimiz, Batılıların, Sinai dağı dedikleri, yerlilerin ise Cebeli Musa dedikleri o dağa, yani Kuranı Kerimde de anlatılan o dağa çıkmak istememiz. Bu vesile ile su altı mercan kayalıkları ve dalış bölgesi ile de ünlü kıyılarında fırsat bulursak denizi de girmeyi düşünüyoruz.

Sabah saatlerinde Şarm El Şeyhe varıyoruz. İlk işimiz otelimize yerleşmek. Çünkü otele giriş saati normalde 14:00. Bir süre bekliyoruz. Bu esnada kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltıda yine fil etini görmek bizi bu kez gülümsetiyor. Yinede iki saat beklemeyle bizi odaya alıyorlar. Denize nazır odalarımıza dinlenmeye çekilmeden önce balkondan bakıyoruz. Arabistan toprakları gözüküyor. Bir yandan da küçük bir adayı görüyoruz sol yanımızda.

Otelde ilk işimiz Tur dağına çıkma programına dahil olmak. Bunun için otel içinde mevcut programların olduğunu görünce seviniyoruz. Çünkü bir rehberle gezmediğimiz için bunun sorun olabileceğini düşünüyorduk. Tur operatörü ile konuştuk. Hem tur dağına hemde motosafariye katılacağız. İlk olarak Tur dağına çıkacağız. Bu gece bizi 23:00 de otelimizden alacaklar.

Akşama doğru Şarm El Şeyh i geziyoruz. Old bazaar denilen yerde hem namaz kılıyoruz hem yemek gibi ihtiyaclarımızı gideriyoruz. Diğer mısar şehirlerinden fazla bir fark yok. Farkı koskoca kahirede olmayan bir otobüs terminalinin olması. Özellikle Masriyyin Lokantasının yemekleri oldukça güzel. Her ne kadar hijyen yönü oldukça zayıf olsa da öbürlerine nazaran daha temiz bir yer.
Akşam erkenden otelimize dönüyoruz. Çünkü gece Tur dağına yolculuk var.

TUR DAĞI (TURU SİNA – CEBELİ MUSA – SİNAİ MOUNTAİN – SAİNT CATHERİNA MOUNTAİN)
Gece 23:00 te bizi otelimizden bir dolmuş alıyor. Dolmuş 5-6 tane otelden daha çoğunluğu Rus olmak üzere, Alman, İtalyan oluşan 13 kişilik bir ekiple yola çıkıyoruz.
Yola çıkmadan önce cep telefonlarımızdaki Kuran-ı Kerim sayfalarını bir kez daha gözden geçiriyoruz. Çünkü TaHa ve Araf sürelerini o kutsal mekanda da okumak istiyoruz.
Tur dağı eteklerinde dolmuşumuz bizden başka 9-10 tane daha dolmuşun olduğu bir yerde bırakıyor. Ellerimize el feneri veriliyor. Tur rehberimiz bizi orda bir başka tur rehberine teslim ediyor.
Ve dağa çıkmaya başlıyoruz. Bulunduğumuz yer 1300 metre yükseklikte. 1500 metreden itibaren sürekli tırmanış var. Yola koyuluyoruz.
Akif abim Almanca konuşan birilerini bulunca onlarla muhabbete dalıyor. Yarım saatlik bir yürümeden sonra Katherina Manastırına geliyoruz.
Tur rehberinin ismini Hassan olduğu söylendi. Ama sonradan öğrendim ki hassan ismi takma bir isim. Bunu Kahirede de yaşadık. Taksi şoförü kendine Bob diyor. Niye böyle bir isme gerek duyuyor çünkü aşırı bir özenti var. Bu hassanında gerçek ismi ferah. Turistlere sempatik gözükmek için bu ismi koyuyorlar kendilerine.

Azize Katherina Manastırı
Sina dağı eteğinde kurulu bu manastır.. Azize katherina hristiyan din azizelerinden, rahibelerinden birisidir. 4. Asırda yaşamış İskenderiyeli bir rahibedir. İnancı yüzünden İskenderiyeliler tarafından işkence edilerek öldürülmüştür. Daha sonra keşişler Azize Katherina’nın cesedini burada bulduklarını söylemişler bunun üzerine Bizans İmparatoru Justinien tarafından 527 yılında yaptırılmıştır.
Dünyanın sürekli faal olan en eski manastırı olduğu söyleniyor. Manastır Ortodoks mezhebine dolayısıyla direk Yunanistana bağlıdır. Manastırda görev yapan arabların olduğunu görsekte esas rahiplerin 30-40 kadar olduğunu ve Yunanistandan gelip burada görev yaptığını öğreniyoruz.
Manastırın içinde, Azize Katherina’nın kafatasının, Hz. Musanın kuyusunun, ve yana ateşi gördüğü çalının bulunduğu söyleniyor.
Geri dönüşümüzde manastırı ziyaret ediyoruz. Sadece Tecelli kilisesini gezmemize izin veriyorlar. Bununla birlikte Hz. Musanın kuyusu ve yine Hz. Musa tarafından görülen Yanan ateşin yerine biten mucizevi bir bitkinin yetiştiği yer olarak gösterilen yerleri gezebiliyoruz.
Bununla birlikte Manastırda, sağlık ocağını, Cami, konuk evi, keşiş veya rahip konutları, Çan kulesi, Yanan çalının olduğu ziyarete kapalı bölüm, Küçük Kilise (Tecelli Bazilikası) Musa kuyusu ve kütüphane gibi birimlerin olduğunu öğreniyoruz.

Soruyorum Rehbere, Taha Süresinde geçen Hz. Musanın gördüğü ateş yer burasımı diye. Rehber burası olduğunu 10 emirin de yukarıdaki dağın zirvesinde hz Musaya indirildiğini söylüyor.

Tur Dağı (2300 m)
Yüce Allahın Tin süresinde Yemin ile birlikte andığı, incir zeytin ve sina dağı olan dağ. Burası Hz. Musanın Yüce Allahtan 10 emiri aldığı yer. Bu kutsal mekana gece saat 01:00 civarlarında tırmanmaya başlıyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki bu yol da yine Osmanlı zamanında mısır valilerince yaptırılmış. Bu zirveye iki gidiş yönü var birisi tirmanırken oldukça dik 3600 basamaklı bir sarp yokuş, diğeri ise mevcut dağın eteklerinden yol aldığımız yol.
Yaklaşık 200-300 kişi gecenin bir yarısı bu dağa tırmanıyorlar. Hayatımda bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum. 3 saat gibi bir zaman diliminde tam 1 metre yüksekliğe 7 km boyunca tırmandık. Bazen bir yandan okuduğum Taha süresi ve tin süresi ve araf süresi ve mealleri eşliğinde manevi anlamda tam bir kutsal atmosferi yakalasak da etrafımızda deveye binmeye zorlayan bedevilerin bu davranışları yer yere manevi anlamda zorluk yaşattı bize.

Güneşin doğmasına 30 dk var. Ortalık iyice aydınlandı. Fakat ben zirveye 100 metre kala pes ettim. Akif ağabeyin maşallahı var. Bırakmadı beni. Biraz nefeslendik yine ha gayret derken zar zor zirveye tırmandık. Dile kolay tam 2300 metre. Uygun bir yer bulduk ilk önce güneşin bu yükseklikle doğuşunu izleyeceğiz. Kızarıklık başladı ve ilkin küçük kırmızı bir nokta ardından, gititkçe büyüyen bir kırımızılık.
Etrafımızdaki turistler sevinenler çığlık atanlar. Hatta ayin yapanlar bile oldu. Güneş doğduktan 20 dk sonra kimse kalmadı ortalıkta. Ama biz burada yapılan Fatımiler zamanında yapılan mescidi ziyaret ediyoruz iki rekat namaz kılıyoruz.
Hz. Musa normalde mısırda kahire bir rivayete göre Luksor civarlarında yaşarken firavunun baskı ve zülmünden israiloğulları ile birlikte kaçmış, kızıldenizi Allahın mucizesi eşliğinde yararak geçmişlerdi. Rivayetlere göre Hz. Musa ve beraberindekiler bu dağın yamaçlarına kadar geldiler.

Kuranı Kerimde Taha süresinde Yüce Allah şöyle bildiriyor bizlere:
“Hani o bir ateş görmüştü de, ailesine: "Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum" demişti. Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: "Ey Musa! "Ben şüphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuvâ'dasın." İşte mübarek mekan burası idi.

Burada Hz. Musa Alalhı görmeyi çok istemişti. Yüce Allah bu olayı araf süresinde şu şekilde anlatıyor: “ Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca "Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi. (Rabbi): "Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!" buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim”

Gerçeği mutlak Allah bilir ama orda dağın zirvesinde gördüğümüz bir tepe diğerlerine hiç benzemiyordu. Sanki erimiş o halde kalmış gibi bir hali vardı. Mısırlılar o dağın derinliklerinden hindi yumurtası büyüklüğünde yuvarlak kaya parçaları çıkartıyorlar. Ve sıcak suda kaynatıp taşın yarılmasını sağlıyor. Yarılmış taşın içinden kristalize olmuş farklı bir maden çıkıyor.

Kim bilir bu kaya parçaları hz. Musa döneminin canlı birer şahidi oldular asırlarca. Bu mubarek belde hem hristiyanlar, hem Yahudiler hemde Müslümanlar için oldukça kutsal bir bölge. Bu yüzdendir ki Bizans imparatoru justinien tarafından 520 lı yıllarda buraya bir kilise yapılmış ve fatimiler döneminde de bir mescid yapılmıştır.

Hz.Musanın burada küçük bir mağarada dua ettiği ve burada kırk gün boyunca kaldığı mescidin hemen altında kalan yan tarafında bir de mekan var. Ayrıca bu dağı korumak için Osmanlılar zamanında çevre dağlarda kale yapmışlardır.

Dönüşü 3600 basamaklı dik ve sarp yoldan kayaların arasındaki yoldan gerçekleştiriyoruz. Sanırım çıkmak daha kolay olsa gerek. Sürekli bir şekilde iniş ve oldukça sarp. Neredeyse çıkış süresine denk bir sürede yine inişimiz gerçekleşiyor.

Dönüşte Azize Katherina manastırında yanımıza otelden aldığımız nevalelerimizi yiyoruz. Yorgunlugumuz her halimizde belli. Sonra manastıra giriyoruz. Küçük bir kiliseyi geziyoruz. Vaftiz ve günah çıkarma yerleri ve genel görünüş itibariyle oldukça eski bir kilise. Bazı bölümlere izin vermiyorlar kilisede sadece kilisenin bir bölümünden izleyebiliyorsun.

Manastırını bir yerinde Hz. Musaya atfedilen kuyu bulunmakta. Sonra biraz bilgi veriliyor ama ağırlıklı olarak rus turistler olduğundan İngilizce açıklamaları es geçiyor rehber.

ŞARM EL ŞEYH 6. GÜN 15 Eylül 2012
Dönüş yolunda Mısırın her yerinde görmeye alıştığımız hijyenden yoksun bir lokantaya getiriyorlar bizi. Çay içiyoruz başka da bir şey yemiyoruz. Dolmuşla tekrar otellerimize dönüyoruz.

Akşama kadar istirahat ediyoruz otelimizde. Ayaklarımız falan tutmuyor. O derece hamlık olmuş. Akşam Şarm El Şeyhi gezmek için otelimizden ayrılıyoruz. Bir taksi ile 30 pounda anlaşıyoruz. Adama yanlıkla 20 yerine 200 pound vermişim. Birde 10 pound. 210 pound. Bu canımızı çok sıkıyor. Bu kadar da olmaz denilen cinsten. Bir şeyler yiyoruz. Ama hiç zevk almıyoruz moralimiz oldukça bozuluyor çünkü. Buna rağmen akşamları ihmal etmediğimiz çay ve nargile keyfi yapıyoruz.

Gece otelimize dönüyoruz. Otelin önünde bu akşamki hadiseyi anlatıyoruz. Taksicilere. Ordan birisi diyor ki o taksiciyi taniyorum ben. Hemen arayayım. Bindiğimiz taksiciyi ariyoruz. Meğer taksici olayın farkına sonradan varmış ve ordaki arkadaşına durumu söylemiş. Bir süre sonra akşamki bindiğimiz o taksici geldi ve bize paramızı geri verdi.

Artık moraller ful. Otele geçiyoruz. Erken kalkmak lazım. Sabah motosafari yani ATV turu var. Yine güneşini doğuşunu izleyeceğiz. Sabah saatlerinde bir adam özel arabası ile geliyor ve bizi aliyor. Adam İngilizce az biliyor. Ama Almanca iyi bilmez mi. Akif abimi susturana aşk olsun artık. Konuştukça konuşuyorlar. Giderken arabamız bozuluyor meğerse hiç su kalmamış. Su ilave ediyoruz falan. Akif abim konuşmaya devam. Coca colanın haram olmasından tutunda her türlü konu konuşuluyor. Şarm El Şeyh Akif abime yaradı bunu diyebilirim. Dün gece Almanlar bugun safari turu operatörü.

ATV motor garajina geliyoruz. Birde başımıza bir poşu bağlıyorlar. Tama arap olduk çıktık. Zaten Akif abiye baştan beri hep Mısırlı muamelesi yapıyorlar. Şöyle Mısır aksanından 4-5 tane cümle bilse kesin arap sanacaklar bizi.

Şarm El Şeyh 7. Gün 16 Eylül 2012
Sabahın köründe çöllerde ATV denilen dört tekerlekli motorlarla yol alıyoruz. Birkaç ekip var bu şekilde tura çıkan ama biz üç kişiyiz. Akif abim ben ve bizim tur operatörü. Hava oldukça serin. Gündüz havanın o derece sıcak olmasına rağmen sabah üşütecek derecede serin oluyor özellikle çöller. Bir müddet sonra kayalıkların arasında mola veriyoruz. Kayalardan yankılanan sese dikkat çekiyor. Sonra bir bedevi çadırına geliyoruz. Orda mola verip oradaki kayalıklardan güneşin doğuşunu izleyeceğiz.

Hayatımda hiç bu kadar lezzetli bir çay içtiğimi hatırlamıyorum. Farklı bir bitki ilave ediyorlarmış. Nane kesinlikle değil. Birkaç bardak içiyoruz. Ve çaylar tamamen kor ateşin üstünde pişiyor.
Güneşin doğmasına yakın kayalıklara çıkıyoruz ordan yine güneşin doğuşunu izliyoruz. Ve geri dönüyoruz otelimizde. Bugün burada son günümüz. Akşam kahireye döneceğiz. Odalarımızda 14:00 de kadar kalabileceğiz. O vakitten sonra Şarm El şeyh e geçmeyi birazda orda gezip geri dönmeyi düşünüyoruz.

Kuvvetli bir kahvaltıdan sonra biraz denize girelim istiyoruz. Çünkü geldiğimizden bu yana denize girmedik. Denize varınca sahil anlamında bir şey olmadığını görüyoruz. Çünkü her yerde balıklar var. Ve o kadar temiz bir deniz ki, etrafında rengarenk balıklar geziniyor. Ve midyeleri görüyoruz. Süngerler var. Hele hele renkli balıklar. Bazıları 20 cm uzunluğunda falan var. Akif abim biraz yüzüyor ama ben fazla yüzme taraftarı değilim. Çünkü yüzülecek kısım boyumu oldukça aşıyor derinlikte. Sığ kesimlerde ise bir sürü canlı.. ve onların üzerine basmak istemiyorum. Yinede 15-20 dakika yüzüyoruz.

Çoğu kez başımızı suya gömüp içerisini seyrediyoruz. İyiki yanıma almışım deniz gözlüğünü diyorum. Biraz istirahatten sonra otelden ayrılıyoruz.

İlk önce otobüs terminaline varıyoruz. Ordan bilet almiyoruz eşyalarımızı bırakıp çarşıya yani Şarm El Şeyhe dönüyoruz. Çünkü terminal biraz şehrin dışında. İlk önce Namazlarımızı inşaat halindeki bir camide kılıyoruz akşam namazını falan sonra yemek yiyoruz. Ardından kahve ve nargile keyfi her akşam olduğu üzere.. Mısırlılar çayı güzel yapıyor. Bazı yerlerde poset çay verseler de sonradan mısır çayı istiyoruz.
Biraz şehri dolaşıyoruz.
Saat 22:00. Kahireye dönüş vakti. Terminaldeyiz. Nede olsa buruk gözlerle bakıyoruz her şeye. Nihayet, şehirlerarası için iyi sayılmayacak kalitede bir otobüse binip Kahireye doğru yol alıyoruz.

KAHİRE 8. (SON) GÜN 17 Eylül 2012
Sabah erken saatlerde Kahireye geliyoruz. Niyetimiz otele gitmemek ama, yinede durum göründüğü gibi olmuyor. Daha önce kaldığımız otele telefon açıyoruz ve tekrar otele gidiyoruz. Niyetimiz oğleye kadar istirahat etmek. Öyle de yapıyoruz.
Son gün Nil nehrinin kenarına geliyoruz. Biraz gezinti yapıyoruz. Aksam 20:45 te İstanbula uçağımız var. 16:00 ya kadar zamanımız var. İç sokaklarda bir kahvehaneye giriyoruz. Bir süre çay ve nargile keyfi orda bir muhendis ve bir avukat ile tanışıyoruz biraz sohbet ediyoruz. Gördüğümüz herkeste bir Türkiye memnuniyeti bariz bir şekilde gözüküyor. Akşam trafiğini hesaba katmadık. Biraz sıkıntılı geçti yetişebilecek miyiz sıkıntısı vardı. Şoförü ikaz etmesek sanırım yetişemeyecektik. Yinede şükür ki zamanında gelebildik. Ve yine şükür ki sıkıntı veya her hangi bir zorlukla karşılaşmadan Türkiyeye sağ salim geldik.

Gezi ile ilgili fotolarımız, TIKLAYINIZ..

Aralık 2012- Hulusi KAYA // KARAMAN

 Bu yazı 2089 defa okundu.
Önceki yazılar...
1

Güzel Düşünmek

2

Kurban bayramı ve fedakarlık

3

Okumak

4

Ben yazdım, peki ya siz?

5

DÜNYANIN EN GÜZEL KÖYÜ : “BOZKANDAK”

6

DUYUFUR RAHMAN (ALLAH'IN MİSAFİRLERİ) – (1)

7

DUYUFUR RAHMAN (ALLAH'IN MİSAFİRLERİ) – (2)

8

DİYAR-I ENDÜLÜS(İSPANYA GEZİSİ-2008)

9

Bir Eylül... Her Eylül

10

SURİYE GEZİSİ

11

Bayram Güzellikleri

12

GEÇMİŞİMİZ VE TARİHİMİZ

13

İNCE BİR ÇİZGİ...

14

Binlerce yıl Tarihe tanıklık eden Ülke: Mısır.

   
Başa Dön