Abidin Sever

HAC İBADETİ

(...) Çoluk çocuğumuz bile bizim için bir imtihandır. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur: “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan sebebidir ve büyük mükafat Allah’ın katındadır”(Enfal:8/28. Oğluna olan sevgin bile, seni deneme yoludur. Hz. İsmail’in sevgisi Hz. İbrahim için bir imtihandı; şeytanla karşılaşmalarında onun tek zayıf yönü olmuştu bu. (...)
DEVAMI

 
Hulusi Kaya
  Binlerce yıl Tarihe tanıklık eden Ülke: Mısır

(...)Bununla birlikte Osman’lının hizmetleri de Kahireyi kuşatmış. Yapılan her eser ya onarılmış ya ilave edilmiş veya yeni yapılmış. El Ezher camisinden tutun da, Kahire kalesi dahil olmak üzere, Amr İbnul As cami gibi, Hz. Hüseyin Cami gibi kahire başyapıtlarında mutlaka izleri bulunuyor. Şimdi adım adım gezimizin detayları. (...)
DEVAMI

 
 
 
ÖNEMLİ LİNKLER
 
Arama Yap

Google



 
Zekeriya Boray'ın kaleminden
KIYMETİNİ BİLİN…

     Çevremize şöyle bir baktığımız zaman, yeni doğumların olduğu gibi aramızdan ayrılanların ölenlerin de olduğunu, bir tarafta sevin, mutluluk yaşanırken diğer tarafta da hüznün ve üzüntünün yaşandığını görürüz. Bu bize yaratılan her şeyin bir evvelinin ve sonunun olduğunu gösterir. Canlıların doğumdan ölümüne kadar geçen süresine ister hayat deyin ister ömür deyin isterseniz dünya hayatı deyin fark etmez. Bu hayat geçicidir ve sanıldığı kadar uzun da değildir. Çok ama çok kısadır. Esas ebedi olan kalıcı olan ahiret hayatıdır. Dünyada yaşayan varlıkların kendilerine biçilmiş bir ömrü olduğu gibi, uçsuz bucaksız kainatında sonu vardır. Dünya hayatının sona erip ve yeni bir hayatın başlaması Kıyamet olarak tanımlanmıştır. Kıyamet kopmadan ömür hazinesini tüketmeden önce bize bahşedilen bu ömrü çok iyi değerlendirmeliyiz. Bize sunulan bu nimetlerin kadir ve kıymetini iyi anlamalı ve onları gereği gibi değerlendirmeliyiz. Çünkü yüce Rabbimiz Kelamların en güzeli olan Kuranı Kerimin Casiye suresinin 13. Ayetinde bakınız ne buyuruyor ”O göklerde ve yerde bulunan her şeyi kendinden bir lütuf olarak sizin hizmetinize vermiştir. Düşünen bir kavm için bunlarda, nice ibretler vardır” . İşte yeryüzünde ve gök yüzünde ne varsa hepsini bizim emrimize vermiştir. Güneş her gün bizim için doğuyor. Gece bizim çalışıp kazanmamız için gündüze, gündüzde dinlenmemiz için geceye dönüşüyor. Ağaçlar bizim için meyve veriyor. Yağmur, kar bizim için yağıyor. Rüzgarlar bizim için esiyor, denizler, göller ve akar sular bizim için akıyor. Hayvanlar, toprak bizim için yaratılmış, vb... Bütün bu nimetlerin neden ve niçin verildiğini, bunların karşılığında insan olarak neler yapmamız gerektiğini, oturup düşünmemiz hem de çok düşünmemiz gerekmez mi? Müfessirlerin çoğu; Bu ayette Yüce Rabbimizin bizim üzerimizdeki nimetinin çokluğuna ve insana verdiği değere, Allah(CC)’dan başkasına kulluğun caiz olmadığına işaret ettiğinde hem fikirdirler. İbrahim suresi 34 ayette Allah(CC) aynen şöyle buyuruyor “O, İstediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür” . Yine Nahl suresi 18. ayette. “Halbuki Allah’ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” . Yukarıdaki geçen ayetlerden de anlaşılacağı üzere bütün bu nimetlerin kadrü kıymetini iyi bilmemiz ve ona kullukta kusur etmememiz ve ona nankörlük değil şükretmemiz gerekir.

     Bakıyorsunuz bazı insanlar uzun yaşıyor ama bu koskoca ömrü bir hayla huyla, verimsiz topraklar gibi hiçbir şey üretmeden, ömür hazinesine hiçbir şey katmadan ömür hazinesini her gün tüketerek bir ömür boyu yediği içtiğinin hamallığını yaparak geçirmiş, bazıları kısa yaşamış ama bu kısa ömre beklide yüz sene de, beklide iki yüz üç yüz sene de yapılabilecek şeyleri Mevla’nın yardımıyla başarmışlardır. Tarihe bir göz atarsak tarihimiz böyle şahsiyetlerle doludur. İşte İmamı Suyuti 62 yaşına kadar yaşamış ancak 400 civarında eser yazmıştır... İşte Mevlana işte Yunus işte Fatih Sultan Mehmet ve işte Mimar Sinan ve arkasında bıraktığı camiler, minareler, medreseler, çeşmeler, hanlar hamamlar ve kervansaraylar…. Önemli olan hiçbir şey üretmeden, yapmadan imansız, ibadetsiz, ahlaksız, sevgisiz, saygısız uzun yaşamak değil, önemli olan kısa da yaşasa bir insanın yaşadığı sureyi dolu dolu Allaha imanla, ibadetle, sevgiyle, saygıyla, paylaşarak ve yardımlaşarak güzel eserler meydana getirerek, gelecek nesillere faydalı eserler bırakarak dinimizin, insanların ve insanlığın yararına güzel işler yaparak yaşamasıdır...

     Ancak ellerindeki mevcut imkanları hiçe sayarak, hep elinde olamayan şeylerin peşinde boşa koşanlar, belki elde ederim temennisiyle vakitlerini öldürenler de çoktur. Bunun için bize düşen şey, elimizde olmayan ve hatta mümkün görülmeyen şeyleri temenni etmekten çok, elimizdeki imkanları sonuna kadar en iyi şekilde kullanmaktır. Biz elimizdeki imkanları kullanırsak, sahip olmak istediğimiz ancak sahip olamadıklarımızı da Allah(CC) bize kolaylaştıracak ve sonunda ona da sahip olacağız. Ben insan oğlunun inancından, iradesinden, ümidinden, azminden, kararlığından, cesaretinden, çalışmasından çaba ve gayretinden, elde etmek istediği şeye olan sevdasından vazgeçmediği süre içinde Yüce Allahın o kişinin bu çabasını boşa çıkartmayacağına inanıyorum. Yeter ki biz bu inancı, ümidi, iradeyi, azmi, çalışmayı, çaba ve gayreti gösterelim.

     Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (S.A.V)in şu veciz hadisi şerifinde bizleri uyararak, eldeki nimetlerin kıymetini bilmemizi, eyvah demeden bunları çok iyi değerlendirmemizi istemektedir. Aslında bu hadisin zemini, ebru sanatı ile bezenmiş bir kağıda, hüsnü hat tekniğiyle güzelce yazılması, tezhib sanatıyla da süslenip bir levha haline getirilip, bütün evlere asılması gerektiğine inanıyorum...
Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin...
Ölmeden önce hayatınızın,
Hastalanmadan önce sağlığınızın,
Meşguliyet gelmeden önce boş vaktinizin,
İhtiyarlık gelmeden önce gençliğinizin,
Fakirlik gelmeden önce zenginliğinizin.

(keşfül Hafa Cilt:1 Sayfa: 148 436 nolu hadis.)

     Bu hadisi her okuduğumuzda inanıyorum ki bize bu nimetlerin kadrini anlamamıza ve daha da dikkatli davranmamıza vesile olacaktır. Hayat, sağlık, boş vakit, gençlik ve zenginlik Allah’ın bize verdiği en büyük nimetlerdendir. Bu nimetlere karşı Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Maalesef insanların çoğu bu nimetler hususunda aldanmış, kıymetini kaybedince anlamıştır. Ancak o zamanda iş işten geçmiştir.

     Hayatı çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Çünkü ahiret hayatı dünyada kazanılıyor. Yüce Rabbimiz Zilzal süresinin 7 ve 8 ayetlerin de “Kim zerre miktarı iyilik yapmışsa, onun sevabını görür. Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa onun cezasını görür” buyurmaktadır. “Dünya ahretin ekin tarlasıdır” buyuran Peygamberimiz (S.A.V) insanların bu dünyada yaptıklarının karşılığını öbür alemde göreceklerini belirtiyor. Eğer bu inancı taşımıyor bu hususta çaba göstermiyorsak, dünyanın zevkü sefasına dalar, eğlence ve oyununa aldanır, biz bunlarla uğraşırken bir gün ölüm gelip çattığında, pişmanlık göstermek, feryadü figan etmek, ah vah tüh demek fayda vermeyecektir. Müminun suresi 99 ve 100 ayetlerinde belirtildiği gibi “Onlardan birine ölüm geldiği vakit şöyle der(Yapması gerekeni yapmadığına pişman olarak) Rabbim beni dünyaya geri gönder. Belki terk ettiğim dünyada Salih işler amel işlerim. Hayır hayır! Bu onun söylediği bir laftır. Onların arkalarında, ta dirilecekleri güne kadar, dünyaya dönmelerine mani ölüm vardır” Burada pişmanlık duymuş bir kulun yalvarışını görüyorsunuz. Tekrar hayata dönmek istiyor, kaybettiklerini yeniden kazanmak, geride bıraktığı aile ve mülkünde güzel işler yapmak istiyor. Ama nafile alacağı cevap sadece Hayır! Hayır! Yüce Allah, sana koskoca bir ömür verdim, bu ömrü en iyi şekilde kullanman için akıl verdim. Arz ve semada olan her şeyi senin emrine verdim, sana dünyada nasıl hareket edeceğine dair hükümler içeren kitaplar gönderdim, ayrıca bunları sizlere tebliğ edip örnek davranışlar sergileyen, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdim. Bütün bunlara rağmen sen onlara kulak tıkayıp dünyaya daldın. dünyanın süsüne aldandın, daha çok yaşarım zannettin, benden hangi yüzle tekrar dünyaya dönmeyi istiyorsun demez mi?

     Bazen söze sağlık olsun, her şeyin başı sağlık diye başlarız ama en fazla ihmal ettiğimiz konulardan birisidir sağlık. Bütün nimetler gibi sıhhatin kıymeti de, elden çıkmadıkça bilinememektedir. Toplumda hasta olmayan insan yok gibidir. Ama bazı insanlar çok hasta olur, bazıları arada sırada, bazıları da nadir hastalanırlar. Bunlar tesadüfen olan şeyler değildir. Elbette ki yemesine, içmesine, giyinmesine, uykusuna, hayatına, dikkat eden, temizliğine önem veren sarhoş eden ve uyuşturan şeylerden uzak duran, bulaşıcı hastalıklardan kaçınan ve son olarak da, dinin haram kıldığı her şeyden uzak durmaya çalışan insanlar daha sağlıklı yaşarlar. Yüce Allah Bakara suresi 195 ayette “….Kendinizi ellerinize tehlikeye atmayın… İyilik yapın çünkü Allah iyilik yapanları sever” buyurarak bizlerin her şeyimize dikkat etmemiz istediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü bu gün hastalıkların bir çoğunun pislikten, dengesiz, düzensiz ve sağlıksız beslenmeden meydana geldiği tıbbı bir gerçektir. İnsan mükemmel bir varlıktır, öyleyse ona mükemmel bir şekilde davranmak ve ona göre besinler almak mecburiyetindeyiz. Vücudumuzun günlük ihtiyacı olan su, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallerden yeteri kadar almak zorundayız. Bunlardan herhangi birinin eksik olması veya birinin aşırı alınması fizyolojimizi bozacaktır. Böyle davranmazsak vücudumuz ne kadar mükemmel olursa olsun bir gün mutlaka rahatsızlanacaktır. Şöyle düşünelim; çok iyi bir arabanız olduğunu düşünün, eğer siz bu arabaya teknik özelliklerine göre bir yakıt korsanız, bu arabadan her zaman en iyi performansı alırsınız, ancak bu arabaya teknik özelliklerin dışında bir yakıt korsanız, arabanız sıfırda olsa, yeni de olsa, dünyanın en iyi arabası da olsa, ondan istediğiniz verimi almanız mümkün değildir. Bütün titizliğimize rağmen hastalanabiliriz. İslâm'a göre beden, insana verilmiş bir emânettir. Bu nedenle hastalık anında tedavi yolları aranmalıdır. Çünkü İslâm inancında şifası olmayan bir hastalık yoktur. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: "Yüce Allah (cc) ; yarattığı her derdin şifasını da yaratmıştır" (ihtiyarlık hariç). Görüldüğü gibi İslâm dini, sağlıklarını bozacak şeyleri serbest bırakıp sonradan insanları tedavi etmeye çalışmak yerine, sağlığın korunması için önceden gerekli her türlü tedbirin alınmasını ister. Peygamberimiz, İslâm’ın bu anlayışını çok veciz bir şekilde şöyle dile getirir: "İnsanların büyük çoğunluğu, iki nimetin değerini hakkıyla anlamakta yanılgıya düşerler. Bunlar sağlık ve boş vakittir." Toplumun sağlıklı fertlerden oluştuğunu göz ardı etmeyelim. Sağlıklı fert ve toplum için sağlık kurallarına ve bu konudaki uyarılara kulak verelim. Unutmayalım ki, insanlara hayat verecek, onları maddeten ve manen sağlıklı ve diri tutacak, gönüllerini manevi ölümden kurtaracak iksir, Allah (cc) ve Resûlünün emir ve yasaklarına bağlılıktır. Son söz olarak, Kanunu Sultan Süleyman da sıhhatin önemine dair şöyle söylemiştir.
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi”



01.02.2009
Zekeriya BORAY
75.Yıl Şehitler İlköğretim Okulu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni
E-mail: Zekeriya.boray@gmail.com KARAMAN


 Bu yazı 3074 defa okundu.
Önceki yazılar...
1

Hayra Davet

2

Kıyamete kadar savaş

3

BİR İNSAN=BÜTÜN İNSANLAR

4

KIYMETİNİ BİLİN…

5

SAKIN DENGEYİ BOZMAYIN…

6

KURAN’I KERİM; BATIL VE BATININ VELVELESİ…

7

KURAN : KARŞITKLARINA MEYDAN OKUYOR…

8

KUR’AN’I KERÎMİ OKUMAK, ANLAMAK VE YAŞAMAK( 1)…

   
Başa Dön