Abidin Sever

HAC İBADETİ

(...) Çoluk çocuğumuz bile bizim için bir imtihandır. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur: “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan sebebidir ve büyük mükafat Allah’ın katındadır”(Enfal:8/28. Oğluna olan sevgin bile, seni deneme yoludur. Hz. İsmail’in sevgisi Hz. İbrahim için bir imtihandı; şeytanla karşılaşmalarında onun tek zayıf yönü olmuştu bu. (...)
DEVAMI

 
Hulusi Kaya
  Binlerce yıl Tarihe tanıklık eden Ülke: Mısır

(...)Bununla birlikte Osman’lının hizmetleri de Kahireyi kuşatmış. Yapılan her eser ya onarılmış ya ilave edilmiş veya yeni yapılmış. El Ezher camisinden tutun da, Kahire kalesi dahil olmak üzere, Amr İbnul As cami gibi, Hz. Hüseyin Cami gibi kahire başyapıtlarında mutlaka izleri bulunuyor. Şimdi adım adım gezimizin detayları. (...)
DEVAMI

 
 
 
ÖNEMLİ LİNKLER
 
Arama Yap

Google



 
Abidin Sever'in kaleminden


Örnek Yaşantı

“Örnek alma” insanoğlunun fıtratında mevcuttur.
Dolayısıyla insanın dünyaya gelmesiyle birlikte bu örnek alma arayışı da başlamış demektir.
Bebekliğinde annesi, ilköğrenim süreci içerisinde öğretmeni, gençliğinde ilgi duyduğu birisi hep insanın örnek almak istediği şahıslar arasında yer almıştır.
Zaten öğrenmenin bir yolu da kişinin fıtratında bulunan taklit temâyülüdür.
Tarih boyunca insanlık, kendi içinden “r e h b e r “ şahsiyetler çıkarmıştır.
Peygamberler bunun en güzel örneğidir.
Bu anlamda; Âdem (a.s.), tevbenin; Nuh (a.s.), tahammülün; İbrahim (a.s.), mücadele, teslimiyet, tevekkül ve itimadın; Süleyman (a.s.), şükrün; Eyyüp (a.s.), sabrın; Yunus (a.s.), nedâmetin; Yusuf (a.s.), iffetin; Davut (a.s.), haşyet, tazarru ve niyazın; Yakup(a.s.), sabr-ı cemil ve ümidin; İsa (a.s.), tevazu, şefkat ve merhametin; en güzel örnek diye nitelendirilen, (Ahzab,21) Hz. Muhammed (s.a.v.) ise, tüm bunların vazgeçilmez timsali olmuştur.
Öğretmeni Hz. Peygamber olan Ömer (r.a.)ın bir zaman sonra ne hâle geldiğini görmezmisin?
Kız çocuğunu diri-diri toprağa gömecek kadar katı kalpli birini bulunduğu yerden kurtarmış, onu Dicle kenarında bir kurdun kaptığı koyunun hesabını Allah’a nasıl vereceğini hesaplayacak kadar rikkat, sorumluluk ve adalet sahibi yapmıştır.
O güzel insanın; yüzünde nûr-i melâhat, sözlerinde selâset, hareketlerinde letâfet, lisanında talâkat, kelimelerinde fesâhat, beyânında belâğat vardı.
O doğru sözlü, güler yüzlü, insanları seven, haksızlıktan kaçınan, ortaya çıkan bir sorunun çözümünde daima aranan ve fikrine hep müracaat edilen örnek (model) bir şahsiyetti.
Nitekim Yahudi alimlerinden Abdullah b. Selam onun yüzüne bakmış ve: “bu yüz asla yalan söylemez” diyerek oracıkta hemen müslüman oluvermişti.
Eğitimciler, insanların okuduklarının % 10’unu, işittiklerinin % 20’sini, gördüklerinin % 30’unu, hem görüp hem de işittiklerinin % 50’sini, söylediklerinin % 70’ini, hem söyleyip hem de yaptıklarının % 90’ını hatırladığını bealirtmektedir.
Bu veriler Kur’an’ın, “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” (Saff, 2-3) ayetine ne derece uygundur!
O halde günümüz insanının, özü ve sözüyle bir, diliyle söylediğini hareketleriyle yalanlamayacak, kalbini sözüne katacak, ya göründüğü gibi, ya da olduğu gibi görünecek insanlara ihtiyacı var!
Eğer böyle olmazsa Muhammed İkbal’in de dediği gibi, inci denizin dibinde kalacak, sahile ise çer-çöp çıkmış olacaktır!
Büyüklerimizden biri, halkın İslâmı kitaplardan değil, hocalardan öğrendiğini söylemişti.
Avrupalılar da buna benzer bir ifadeyle, “Kâğıtların gözünün içine bakmak mümkün değildir” der.
Keza Bayrak Şairimiz Arif Nihat Asya; “Biz abdest almayı okuya okuya değil, abdest alanların eline su döke döke öğrendik" demiştir.
O nedenle ağzımızdan çıkan her sözün, yaptığımız her fiilin, attığımız her adımın faturası mensub olduğumuz dine çıkarılmaktadır.
Buna göre arzu edilen şey, sözlerdeki İslâm’dan ziyade hareketlerdeki İslâm’dır!
Biliyorum, nasihat etmek çok kolay, ama örnek olmak zordur. Ancak sizler de bilirsiniz ki esas marifet zoru başarmaktır.
İnanıyorum ki bulunduğunuz bölgede sizi ve sizin yetiştirdiklerinizi görenler hem dinimizi hem de milletimizi tanımış olacaklardır!
Sizler yaralamadan tedavi, kırmadan ıslah, azarlamadan uyarmasını ve kibirlenmeden aydınlatmasını bilirsiniz!
Din görevlisi içinde yaşadığı toplumda kibre kaçmadan vakar, zillete düşmeden tevazu içinde olmalıdır!
İyi bir örnek, insanları yola getirmek için en iyi metod değil, tek çaredir!
“Yiğidi görmeyen ismine, dilberi görmeyen resmine bayılmalıdır!” diyen Elmalılı Hamdi Yazır,
“Sûretin sîretine şahittir, başka şahit aramak zâittir” diyen Mahmut Kemal İnal bu sözleriyle seni tarif ediyor olmalılar!
***( Hocam!
Bugünün modern insanı midesini doyurdu ama ruhunu aç bıraktı.
Halbuki sen, insanın midesiyle toprağa bağlı ve bağımlı, ruhuyla ise Allah’a bağlı olduğunu hep hatırlatırsın.
Ruhun gıdası hakkında her ne kadar rivayetler muhtelif olsa da, sen hep bunun “inanç” olduğunu savunur sun.
Amacı sadece yeme ve içmeye proğramlanmış, daha çok üretme ve daha çok tüketmeye endekslenmiş hayatın bir zaman sonra havayı, suyu, çevreyi kirlettiğini görüyor ve buna üzülüyorsun. Değer yargıları tamamen değişmiş, neyin yararlı ve neyin zararlı olduğundan ziyade, neyin daha rantabıl olup olmadığı sorgulanır hale gelmiştir. Hata bir batılının dediği gibi maalesef “Dün köle olan insan, bugün robot oldu.”
Ne var ki, maddede imarı yakalayan insanlık, manada irfanı kaybetti. Böylece her birimiz adeta refah toplumunun birer üyesi olabilirken, felâhı bir türlü yakalayamadık.
Hocam! Ümitsizlik sizlere asla yaraşmaz!
Yarım bardak suyun tarifini yaparken, yarısının boş olduğuna üzülmek yerine, yarısının dolu olduğuna şükrediyorsun.
Ayakkabıların çalınsa bile, ayaklarının yerinde olduğuna hamdediyorsun.
Bu göz, bu gönül, bu anlayış ve bu feraset sende olduğuna göre; gurbette (İslami hayatın dışında) çamura düşmüş altınlar var, kaldırılması gerek!
Hz. Ademin kıblesine yönelmekte sorunu olan pek çok torunları var, yardım edilmesi gerek!
Ağrı’da gemisini arayıp, bir türlü Nuh’u aramayanlar var, gösterilmesi gerek!
Ezelde Rabbı ile imzaladığı kulluk sözleşmesini unutanlar var, hatırlatılması gerek!
Ama nasıl?
Onlara götüreceğin mesajın adını Rabbim “Kavl-i leyyin” (yumuşak söz) koymuş.
Susadıkça su isteyenlere tuz gösterenlerin bulunduğu şu zamanda, sen onlara su yolunu gösterecek, hatta onları suya kandıracaksın!
Sen laboratuvarda ilaç hazırlayan hekim gibisin. Bilirsin ki, ilaca kattığın zehir miktarı çok olursa hasta ölecek, az olursa şifa bulmayacaktır. Hep i’tidali muhafaza edecek, aşırılığıa hiçbir zaman gitmeden sana gelen hasta sende şifa bulacaktır.
Hz. Peygambere hiddetle gelen Ömer’in ne hâle döndüğünü, onda nasıl hayat bulduğunu pekâlâ bilirsin.
Çağımızın hastalığı sitrese yakalanmış insanımıza deva olacak, hep rahmeti ön plana çıkaracak tavsiyelerinle, onlara gülün dikenli olmasından şikayet etmek yerine, dikenler arasında gül yetiştiren Allah’a şükretmelerini söyleyeceksin.
Gözü ayyıldızlı bayrağa, kulağı ezana hasret kalmış delikanlıya, mensub olduğu bu necip milletin asalet dolu tarihiyle onur duyması gerektiğini öğreteceksin!
Bulundukları yerde sorun olan değil, eğer orada bir sorun varsa, onu hep çözen olmaları gerektiğini anlatacaksın!
Hz. Peygamber, takip edeceğin irşad üslubunu çizmiş,”Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; sevdirin nefret ettirmeyin” buyurmuştur.
Yine bilirsin ki, yaşadığı yeri adeta cehenneme çeviren insanların va’dettiği cennete kimse iltifat etmez!
Hocam! Allah’ın kulluğuna lâyık görüp yarattığı insanları, kardeşliğe lâyık görmeyenler var.
Cennetin kapısına oturmuş, orada gelip geçenin sicil kontrolünü yapanlar var. Adı dillere destan olsun diye zemzem kuyusunu kirletenler var.
İşte tüm bunları bilgin, becerin, ferasetin ve yumuşak uslubunla mahir bir usta, hazık (uzman) bir doktor gibi kırmadan dökmeden tamir edeceksin!
Belki; Hz. Nuh misali, inşa ettiğin gemiyi niçin inşa ettiğini bilmeyecek, hatta onu delmeye çalışacak, belki seninle alay edecek olan insanlara da acıyacak onlara da el uzatacaksın!
Senin görevin bu!
Yunus’un diliyle ;”Ben gelmedim davi için, benim işim sevi için. Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim” diyeceksin.
Hocam! Biliyorum belki nasihatımız zaiddir. Kaldır ellerini uzat Allah’a doğru, Bize de dua et.
Dua et ki, karanlık yollar aydınlansın! Kilitlenmiş kollar açılsın! Parmak aralarına sıkıştırılmış dikenler dökülsün!
İşte bütün bu dileklerle, ben de Allah’a yalvarıyorum ve diyorum ki:
Ya Rab! Mihrablarımızı imamsız, kalblerimizi inançsız, ellerimizi Kur’an’sız, dillerimizi dua sız, gönüllerimizi sevdasız, camilerimizi cemaatsız, minarelerimizi ezansız, Müslümanlıkla yoğrulan yurdu Müslümansız bırakma! )*** (Dr. Ömer Yılmaz. Diy. Av. Ay. Dergi. Ocak-2005 Sayı:69)
Sana bizim, milletimizin hatta tüm insanlığın ihtiyacı var!
Sa’yiniz meşkur, zenbiniz mağfur, ameliniz makbul, makamınız cennet olsun!
Alnınız yolunuz gibi açık olsun, Allah’a emanet olun!

 Bu yazı 2873 defa okundu.
Önceki yazılar...
1

Medine’de babası vefat eden bir çocuğun babasına yazdığı mektup

2

Örnek Yaşantı

3

Ya Resulallah

4

Tarihteki Türkler 

5

HESAP VERMEK 

6

KOMŞULUK 

7

Ahiretten Mektup... 

8

Hazreti Ömer.... 

9

HAZRETİ EBUBEKİR’DEN HİKMETLİ SÖZLER...

10

Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse 

11

Eskiden... 

12

KIYAMET GÜNÜ ALLAH'IN GÖLGESİNDEKİ YEDİ SINIF İNSAN

13

HASET -1-

14

HASET -2-

15

RAMAZAN ve İBADETLERİMİZ -1-

16

RAMAZAN ve Teravih namazı -2-

17

Dua, RAMAZAN ve Kur'an

18

KÖTÜ HUYLAR

19

Görev ve Sorumluluk

20

Hz. Peygamberin Tebliğ Usulleri

21

AFFEYLE

22

Acımak… Geç Kalmadan!

23

HAC İBADETİ...

   
Başa Dön