Abidin Sever

HAC İBADETİ

(...) Çoluk çocuğumuz bile bizim için bir imtihandır. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur: “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan sebebidir ve büyük mükafat Allah’ın katındadır”(Enfal:8/28. Oğluna olan sevgin bile, seni deneme yoludur. Hz. İsmail’in sevgisi Hz. İbrahim için bir imtihandı; şeytanla karşılaşmalarında onun tek zayıf yönü olmuştu bu. (...)
DEVAMI

 
Hulusi Kaya
  Binlerce yıl Tarihe tanıklık eden Ülke: Mısır

(...)Bununla birlikte Osman’lının hizmetleri de Kahireyi kuşatmış. Yapılan her eser ya onarılmış ya ilave edilmiş veya yeni yapılmış. El Ezher camisinden tutun da, Kahire kalesi dahil olmak üzere, Amr İbnul As cami gibi, Hz. Hüseyin Cami gibi kahire başyapıtlarında mutlaka izleri bulunuyor. Şimdi adım adım gezimizin detayları. (...)
DEVAMI

 
 
 
ÖNEMLİ LİNKLER
 
Arama Yap

Google



 
Abidin Sever'in kaleminden

İNSANIN İÇİNİ KEMİREN HASTALIK
HASET
-2-

Hasedin Zararları

Hasedin maddî-manevî pek çok zararları vardır. Fakat her şeyden önce haset, müslümanın dinine zarar verir. Çünkü inanmış olan bir kimse, kalbini her türlü kötü duygu ve düşüncelerden arındırmış olacak ve haline rıza gösterecektir.

İsteklerini Allah'a sunacak ve yalnız O'ndan dileyecektir. Haset kötü bir duygu olduğuna göre, inanmış olan bir kimsede elbette bulunmamalıdır.

Abdullah İbn-i Ömer (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz (s.a.s.)'e soruldu:
Ey Allah'ın Resulü, insanların faziletlisi kimdir? Peygamberimiz (s.a.s.):

Her temiz kalpli ve doğru sözlü olandır, buyurdu.

Ashap:
Doğru sözlüyü biliyoruz. "Kalbi temiz olmak nedir? diye sordular,
Peygamberimiz:
O, tertemiz, onda günah, baş kaldırma, aldatma ve haset olmayan kalptir". buyurdu.
Yine Peygamberimiz (s.a.s.):

"Bİr koyun ağılına giren iki aç kurdun koyunlara zararı, haset ve aşırı derecede mala düşkünlüğün, müslümanın dinine verdiği zarardan daha çok değildir. Gerçekten ateşin odunu yakıp yediği gibi, haset de iyilikleri yer ve tüketir." buyurmuştur.

Ayrıca haset edenin dünyada rahatı yoktur. Haset ettiği kimselerin yükseldiklerini gördükçe rahatsızlığı artar, huzuru kaçar ve uykusu kaybolur. Allah Teâlâ ne buyuruyor:
"Kişi kazdığı kuyuya kendisi düşer" (17)


Evet kişi çoğu zaman haset ettiği ve düşmanlık duyduğu kimse için istediği, kendi başına gelir. Bunu hatırlatan çok güzel bir atasözü vardır:
"Haset tohumu eken, hasret nedameti biçer."
Haset eden, haset ettiği kimsenin ilerlediğini, toplum içinde itibar gördüğünü gördükçe sadece huzuru kaçmaz, Allah korusun, her türlü fenalığın planlarını yapmaya başlar. Bunun için Allah Teâlâ kötü huylardan çekindirirken:

"Kıskandığı vakit, kıskanç kişinin şerrinden Allah'a sığınırım, de." (18) buyurmuştur.


Büyük İslâm âlimi İmam Gazâlî "İhyau Ulûmi'd-Din" adlı eserinde naklediyor: Zâtın biri bir hükümdara uğrar ve ona öğüt verir:
Sana iyilik yapana sen fazlasını yap. Kötülük yapana ise bir şey yapma, onun kötülüğü sana mükâfat olarak yeter. Bunu dinleyen bir başkası bu zatın hükümdar yanındaki itibarını görünce bunu çekemez. Hükümdara yaklaşır ve:

Size öğüt veren bu adam, nefesinizin koktuğunu söylüyor, der.
Hükümdar:
Ne biliyorsun? diye sorar.
Adam:
Bu zat bir daha yanınıza geldiğinde ağzını ve burnunu tuttuğunu göreceksiniz, der.

Hükümdar da:
Peki, görelim, der. Adam hükümdarın yanından çıkar. Haset ettiği zat hükümdarın yanına gireceği zaman onu davet eder ve kendisine sarmısaklı yemek yedirir ve:

Ağzının kokusu ile hükümdara fazla yaklaşma, diye tenbih eder. Bu zat, yine âdeti üzere hükümdarın huzuruna girer ve kendisine tavsiyelerde bulunur. Hükümdar bu zata yanına yaklaşmasını söyler. Adam da ağzını burnunu tutarak hükümdara yaklaşır. Hükümdar, adamın kendisine doğru söylediğine inanır. Bunun üzerine yazdığı bir fermanı adama verir ve:

Bu mektubu falan kumandana götür, der. Hükümdarın kendi eliyle yazdığı fermanlar çoğunlukla yardım edilmesini emreden yazılar olduğu için, adam mektubu alır, dışarıya çıkınca, kendisine yemek yediren adamla karşılaşır.

Adam kendisine:
Elindeki mektup nedir? diye sorar.
Adam:
Hükümdar her halde bana yardım yapılmasını emretmiştir, onu almaya gidiyorum, der. Adam, yalvarır ve:
Bu mektubu bana ver, diye rica eder. O da: Peki al, der.

Adam mektubu alır almaz doğru zarfın üzeri kendisine yazılan komutana gider ve mektubu takdim eder. Kumandan kendisine öğüt veren zata kızmış ve cezalandırılmasını yazmış. Bunu duyan adam, komutana yalvarır ve:

Aman, bu mektubun sahibi ben değilim, istersen gidip asıl sahibini getireyim, derse de komutan güvenmez, hükümdarın emri yerine getirilerek adam cezalandırılır. Ertesi gün yine aynı zat hükümdarın huzuruna çıkınca, hükümdar şaşırır ve sorar:

Sana dün verdiğim mektup ne oldu? der.
Adamcağız durumu anlatır.
Hükümdar sorar: Benim nefesimin koktuğunu söylemişsin doğru mu? Adam:
Hayır böyle bir şey söylemedim, der. Hükümdar:
Öyle ise neden bana yaklaşınca ağzını burnunu kapattın? deyince, adam durumu anlatır ve:

O gün mektubu kendisine verdiğim zat beni yemeğe davet etti, bana sarımsaklı yemek yedirdi. Nefesimin kokusu sizi rahatsız etmesin diye yanınıza girdiğimde ağzımı kapatmamı söyledi. Ben de uygun gördüm ve sizi rahatsız etmemek için böyle yaptım, deyince hükümdar durumu öğrendi ve: Evet kötülük yapan kötülüğünün cezasını buldu ve senin yerine geçti, der.

İmrenme

Hasedin bir çeşidi daha vardır ki, buna "münafese" denir. Münafese, başkasında olan bir olgunluğa, bir iyiliğe imrenip ona yetişmek veya ondan da ileri gitmek için yarışmak demektir. Haset ile arasındaki fark açıktır. Haset eden olgunluk ve kemale düşmandır. Haset ettiği kimsenin zarar görmesinden, eriştiği nimetin yok olmasından memnun kalır. Bunu göremeyince de rahatsız olur. Halbuki imrenen ise, aksine olgunluğa aşıktır. O, karşısındakinin aşağı düşmesini değil, kendisinin de onun gibi olmasını, hatta daha da ileri gitmesini ister. Bunda yarışma ise makbuldür. Çünkü Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de:
"Ona imrensin artık imrenenler" (20)
buyurmuş ve bunu övmüştür.

Peygamberimiz (s.a.s.) bunun ancak iki şeyde olabileceğini bildirmiş ve şöyle buyurmuştur: "Ancak iki kişiye imrenilebilir. Biri, Allah'ın kendisine mal verip, bu malı hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimse, diğeri de Allah Teâlâ'nın kendisine ilim verip, bununla amel eden ve başkalarına da öğreten kimse."

İşte Peygamberimiz (s.a.s.) bu iki kişiye; gıpta edilmeye değer olduğunu bildiriyor:
Müslim'in Enes b. Mâlik (r.a.) rivayet ettiği bir hadisi şerifte Peygamberimiz buyuruyor:
"Birbirinize hiddetlenmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah'ın kulları kardeş olun. Bir Müslümana, üç günden fazla din kardeşi ile dargın durması helal olmaz."

1- Hicr, 28-33; Bakara, 34; A'raf, 11-12; Tâhâ, 116; Sâd, 71-76.
2- Hicr, 34-35.
3- A'raf, 37.
4- Mâide, 27-31.
5- Yusuf Sûresi.
6- Nisa, 54.
7- Zuhruf, 32.
8 Şûra, 27. .
9- Âli İmrân, 120.
10- Bakara, 109.
11- Fatır, 43.
12- Felak, 5. 19
13- Mutaffifîn, 26.


Abidin Sever, 20 haziran 2011

 Bu yazı 2000 defa okundu.
Önceki yazılar...
1

Medine’de babası vefat eden bir çocuğun babasına yazdığı mektup

2

Örnek Yaşantı

3

Ya Resulallah

4

Tarihteki Türkler 

5

HESAP VERMEK 

6

KOMŞULUK 

7

Ahiretten Mektup... 

8

Hazreti Ömer.... 

9

HAZRETİ EBUBEKİR’DEN HİKMETLİ SÖZLER...

10

Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse 

11

Eskiden... 

12

KIYAMET GÜNÜ ALLAH'IN GÖLGESİNDEKİ YEDİ SINIF İNSAN

13

HASET -1-

14

HASET -2-

15

RAMAZAN ve İBADETLERİMİZ -1-

16

RAMAZAN ve Teravih namazı -2-

17

Dua, RAMAZAN ve Kur'an

18

KÖTÜ HUYLAR

19

Görev ve Sorumluluk

20

Hz. Peygamberin Tebliğ Usulleri

21

AFFEYLE

22

Acımak… Geç Kalmadan!

23

HAC İBADETİ...

   
Başa Dön