Abidin Sever

HAC İBADETİ

(...) Çoluk çocuğumuz bile bizim için bir imtihandır. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur: “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan sebebidir ve büyük mükafat Allah’ın katındadır”(Enfal:8/28. Oğluna olan sevgin bile, seni deneme yoludur. Hz. İsmail’in sevgisi Hz. İbrahim için bir imtihandı; şeytanla karşılaşmalarında onun tek zayıf yönü olmuştu bu. (...)
DEVAMI

 
Hulusi Kaya
  Binlerce yıl Tarihe tanıklık eden Ülke: Mısır

(...)Bununla birlikte Osman’lının hizmetleri de Kahireyi kuşatmış. Yapılan her eser ya onarılmış ya ilave edilmiş veya yeni yapılmış. El Ezher camisinden tutun da, Kahire kalesi dahil olmak üzere, Amr İbnul As cami gibi, Hz. Hüseyin Cami gibi kahire başyapıtlarında mutlaka izleri bulunuyor. Şimdi adım adım gezimizin detayları. (...)
DEVAMI

 
 
 
ÖNEMLİ LİNKLER
 
Arama Yap

Google



 
Abidin Sever'in kaleminden

Görev ve Sorumluluk...

Peygamberlerin toplumlara karşı sorumluluğu; aldıkları ilâhî vahyi, insanlara ulaştırmak, dînî konuları sözlü ve uygulamalı olarak açıklamaktır Toplumların görevleri ise Peygamberi ve tebliğ ettiği dini kabul etmek, Allah ve Peygamberine itaat etmektir. Son Peygamber Hz. Muhammed (a.s.) son hak din İslâm’ı insanlara duyurmuş ve açıklamıştır. Artık bundan sonra peygamber gelmeyecektir. İnsanlar, Peygambere karşı görevlerini onun tebliğ ettiği Kur’ân ve Sünnete karşı yapacaklardır.

Yöneticilerin sorumluluğu, halkın yararını gözetmek, onların haklarını korumak, onlara âdil ve tarafsız davranmak ve onlara zulmetmemektir. Halkın görevi ise üzerine düşenleri yapmak ve konulan kurallara uymaktır.

Ana-babanın çocuklarına karşı sorumluluğu, onları sağlıklı, eğitimli, terbiyeli ve dindar olarak yetiştirmek, çocukların görevleri ise ana-babalarının sözlerini dinlemek ve onlara iyi davranmaktır.

İşte böyle her kesimin karşılıklı sorumluluk, hak ve görevleri vardır. İnsanlar; inanç, söz, fiil ve davranışlarından, sahip oldukları nimetlerden; bedeni, eli, ayağı, gözü, kulağı, dili ve aklını iyi ve hayırda kullanıp kullanmadıklarından, ilmi ile amel edip etmediklerinden, görevlerini yapıp yapmadıklarından sorumludurlar.

insanların görev ve sorumlulukları "Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur." ayeti ile (İsrâ-36) anlatılmaktadır.

Âyette : Yüce Allah, âyette Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s. a.s.) ve her mü’mine hitâben; "İyice bilmediğin şeyin ardına düşme, zanla hareket etme, bilmediğin konularda konuşma" "Çünkü göz, kulak ve kalp bunların hepsi yaptıklarından; göz gördüğünden, kulak duyduğundan, kalp düşündüğünden, sorumludur ve ahrette sorgulanacaktır.

Sahâbî Abdullah İbn Abbas; "İyice bilmediğin şeyi söyleme", "Hiç kimseye bilmediğin bir şeyi isnat etme";

Katâde "Görmediğin halde gördüm, duymadığın halde duydum, bilmediğin halde biliyorum deme. Çünkü yüce Allah bunlardan seni sorgulayacaktır"; Ayet-i Kerimede geçen :

1- Zanla Hareket Etmek:

Zan, zıt anlamlı bir kelime olup sanmak, sezmek ve itham etmek anlamına geldiği gibi bilmek ve itaat etmek anlamına da gelir. Bu itibarla zannın bazısı günah sayılmıştır: “Ey mü’minler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bazısı günahtır.” (Hucûrât, 49/12) âyeti bunun delilidir.

Bu anlamda zan, iyice bilmeden tahmine göre konuşmak, fikir yürütmek ve bilgi vermektir ki tahlil ettiğimiz âyet, bu tür zandan müminleri men etmektedir. Çünkü bu tür zanda yalan ve iftira vardır.

Mü’min, sadece bildiği konuda konuşmak, bildiğini, gördüğünü ve duyduğunu söylemek zorundadır. Mü’min, zanna göre hareket edemez.

“Ey mü’minler! Size fâsık biri haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz."(Hucûrât, 49/6) âyeti ve, "Zandan sakının çünkü zan, sözlerin en yalanıdır…"

“Kişiye, her duyduğu şeyi başkalarına anlatması günah olarak kendisine yeter" hadisleri zanla hareket etmenin günah olduğunu, zandan kaçınılması gerektiğini ifade etmektedir.

Fert ve toplumların zararına olmayan, hayra ve iyiliğe yönelik iyi zan (hüsnü zan) bu hükme dahil değildir. Mesela müslüman olduğu zannıyla ölen bir insanın cenaze namazının kılınması, onun müslüman mezarlığına defnedilmesi; kıbleyi bilmeyen kimsenin araştırma sonucu tahmin ettiği cihete yönelerek namaz kılması, besmele çekilerek kesildiğini görmediği bir hayvanın etini “Müslüman, Allah’ın adını anarak kesmiştir” diyerek yemesi, bir insanda görülen olumsuz bir davranışı iyiye yorması bu tür zandır. Bir insanda görülen olumsuz bir davranışı bile olsa iyiye hamletmek, o insanı hemen kötülememek hüsnü zandır. Peygamberimiz (a.s.), "Hüsnü zan güzel ibadetlerden biridir" buyurmuştur. Hüsnü zan, bu âyetteki yasak kapsamına girmez.

2- Yalan Söylemek

Yalan; Kur’ân’ın tabiriyle “kizb”; doğru olmayan gerçek dışı söze denir. Yalan söz; İslâm’ın yasak ettiği davranışlardan biridir ve büyük günahtır:

“Ey Mü’minler! Allah’a karşı gelmekten sakının, doğru söz söyleyin.” (Ahzâb, 33/70), “…Yalan sözden kaçının.” (Hac, 22/30),

“... Allah, yalancı, nankör olan kimseyi doğru yola iletmez.” (Zümer, 39/3 bk Mümin, 40/281; "Size doğru sözlü olmayı tavsiye ederim. Çünkü doğruluk iyiliğe iyilik de cennete götürür..." , "Yalandan sakının. Çünkü yalancılar, hak yoldan sapmış, günaha dalmış kimselerle (fâcirlerle) beraberdir. Yalancılar ve fâcirler ise cehenneme gireceklerdir..."

"Yalandan sakının. Yalanın ciddisi de şakası da iyi değildir..." "Devamlı doğru söz söyleyen kişi Allah katında doğru söz (sıddîk) olarak yazılır. Devamlı yalan söyleyen kişi de Allah katında çok yalancı (kezzâb) olarak yazılır."

"İnsanları güldürmek için yalan konuşan kimseye yazıklar olsun...." meâlindeki hadisler doğru sözlü olmanın ve yalan sözden kaçınmanın gerekli olduğunu ifade etmektedir. Yalan söylemek münafıkların işi (Münâfikûn, 63/1) ve nifâk alametidir.

3- İftira Etmek

İftirâ; bir insanın söylemediği sözü söyledi, yapmadığı şeyi yaptı demektir. İftira, büyük günahlardan biridir. “O namuslu, bir şeyden habersiz mü’min kadınlara zina suçu isnat edenler dünyada da ahirette de lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır.” (Nûr, 24/23) âyeti ve "İftira eden kimse ziyana uğramıştır." hadisi ve bunun delilidir. İftira eden kimse, iftira ettiği insanın kişilik haklarına saldırmış ve kul hakkı yüklenmiş olur.

“Yalancı şahitlik”; bir kimsenin herhangi bir konuda bilmediği, görmediği, duymadığı halde bildiğini, gördüğünü duyduğunu söylemesidir. Yalancı şahitlik, büyük günahlardan biridir. “Kim şahitlik edecek durumda olmadığı halde bir müslümanın aleyhine şahitlik ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.”(16)hadisleri bunun delilidir. “Şahitliği dosdoğru yapın…” (Talak, 65/2)

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun, şahitlik ettikleriniz zengin veya fakir de olsalar adaletten ayrılmayın...”(Nisa, 4/135) buyurmuş, cennetliklerin özellikleri arasında yalancı şahitlik etmeyenleri de saymıştır. (Fürkan, 25/72)

Sahabi Ebu Berke şöyle anlatıyor: Allah’ın Resûlü (a.s.),
- “Büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?” dedi.
“Evet ey Allah’ın Resûlü!" dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.) :- “Allah’a şirk koşmak, ana-babaya isyan etmektir” dedi. Yaslanıyordu, doğruldu ve:

- “Yalan söz ve yalancı şahitlik (de en büyük günahlardandır)” buyurdu. Ebu Berke, - “Hz. Peygamber, bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, ben herhalde susmayacak diye düşündüm” demiştir.

5-Körü Körüne Başkalarını Taklit Etmek

Din kurallarıyla örtüşmeyen konularda körü körüne başkalarını taklit etmek, dînin yasak ettiği konulardan biridir. Mü’min; iman, ibadet, itaat, ahlâk ve benzeri dînî her konuda bilinçli hareket etmek, zorundadır. “Onlara (müşriklere), “Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız’ derler. Peki ataları anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı? (onların yoluna uyacaklardı?)” (Bakara, 2/170)

“Onlara (müşriklere) ‘Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin’ denildiğinde onlar, ‘Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter’ derler. Peki ataları anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklardı?)" (Mâide, 5/104)

“Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk Allah, bize bunu emretti derler.” De ki: Şüphesiz Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?” (A’râf, 7/28)

Başkalarını taklit eden kimse, taklit ettiği insanın inanç, söz, fiil ve davranışlarını benimsemiş demektir. Peygamberimiz(a.s.), “Kişi sevdiği ile beraberdir”buyurmaktadır.

Sonuç olarak “Bilmediğin şeyin ardına düşme” ilâhî fermanı özellikle dini konularda körü körüne başkalarını taklit etmeyi, yalan söylemeyi, yalancı şahitlik, iftira ve zanla hareket etmeyi ve bilmeden konuşmayı yasaklamaktadır. Mümin ancak bildiği şeyi söylemeli, sadece iyice bildiği konuda konuşmalıdır. Çünkü bütün söz, fiil ve davranışlarından sorumludur.

6-Sorumluluk

Sorumluluk; bir insanın görevlerini yerine getirip getirmediği, iman, amel, fiil, söz ve davranışlarının doğru olup olmadığı konusunda hesaba çekilmesi demektir.

İnsanın uzuvlarından her biri fiil ve davranışlarından hesaba çekilecektir. Kalp, inandığı, düşündüğü, planladığı, yapmaya azmettiği şeylerden; göz, gördüğü ve baktığı, kulak, duyduğu ve işittiği şeylerden sorgulanacaktır. Peygamberler dahil bütün insanlar âhirette sorgulanacaklardır. Sorgulanmayan tek varlık Allah’tır: “O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanacaklardır.” (Enbiya, 21/23)

Âyet ve hadislerde insanların nelerden sorgulanacağı bildirilmiştir. Bunlar:

Peygamberlere, peygamberlik görevini yapıp yapmadıklarından, fert ve toplumlara ise peygamberin davetine uyup uymadıklarından, sorulacaktır.

“Kendilerine peygamber gönderilenlere (fert ve toplumlara) mutlaka soracağız ve peygamberlere de soracağız.” (A’râf, 7/6)

“(Ey Peygamberim!) Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve şereftir. Ondan sorulacaksınız.” (Zuhruf, 43/44) âyetleri bunun delilidir.

Allah, fert ve toplumlara peygamberlerin tebliğ ettiği emir ve yasaklara, helal ve haramlara, öğüt ve tavsiyelere uydular mı uymadılar mı diye;

Fert ve toplumlar davete icabet ettiler mi etmediler mi, Kur’an ahkâmını uyguladılar mı uygulamadılar mı diye soracaktır.

“Rabbine andolsun ki, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.” (Hıcr, 15/92-93),

“Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz (iftira ettiğiniz) şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.” (Nahl, 16/56) âyetleri bu gerçeği ifade etmektedir.

Yöneticiler yönettiklerinden sorgulanacaklardır.

Peygamberimiz (s.a.s.), “Allah, her yöneticiyi, yönetip korumakla sorumlu olduğu şeyleri korudu mu yoksa zayi mi etti diye soracak hatta kişiyi eşi ve çocuklarından sorguya çekendir.”

“...Şüphesiz Allah, yöneticileri yönettiklerinden sorgulayandır.”

Bütün insanlar, üstlendikleri görevlerden sorumludurlar. Dolayısıyla her insan görevini hakkıyla yapıp yapmadığından sorgulanacaktır.

İnsanlar, nimetlerin şükrünü yerine getirip getirmediklerinden sorgulanacaktır.

“Sonra o gün nimetlerden mutlaka sorulacaksınız.” (Yunus, 102/8) âyeti ve “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, kıyamet günü nimetlerden mutlaka sorgulanacaksınız.",

-"Kıyamet günü insan ilk olarak nimetlerden sorguya çekilecektir ...” hadisleri bunun beyanıdır. Ayet ve hadisler, insanın sahip olduğu maddî ve manevî nimetlerin hakkını verip vermediğinden, nimetlere şükredip etmediğinden, nimetlerden fakirleri ve muhtaçları yararlandırıp yaralandırmadığından, nimetleri israf edip etmediğinden hesaba çekilecektir. İnsanları nimetlerinden dolayı sorgulayacak olan ise Allah’tır.

İnsanlar, verdikleri sözlerden ve yaptıkları sözleşmelerden sorumludur. “... Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü (insan verdiği) sözden sorumludur.” (İsrâ, 17/34),

“Allah’a verilen sözden (insan) sorumludur.” (Ahzâb, 33/15) âyetleri buna işaret etmektedir.

“Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.” (Nahl, 16/93) âyeti bu gerçeği ifade etmektedir. İnsanın bilinçli olarak yaptığı her iş ameldir. Dolayısıyla insan dünyada bilerek ne yaparsa ondan sorumludur. Yaptığı iyi ve yararlı ise bunun mükâfatını, kötü ve zararlı ise cezasını görecektir.

İnsan göz, kulak, dil, el, ayak, kalp ve diğer uzuvlarından, ilmi ile amel edip etmediğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından sorgulanacaktır:
“İyice bilmediğin şeyin ardına düşme çünkü göz, kulak ve kalp, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur.”(İsrâ, 17/36) İnsan bütün uzuvlarını haramlardan korumakla yükümlüdür. Gözü ile bakılması haram olan şeylere bakamaz, kulağı ile dinlenmesi haram olan sözleri dinleyemez, eliyle, haram fiilleri işleyemez, midesine haram lokma koyamaz, ayaklarını haram yollarda kullanamaz, kalbi ile zihni ile haram ve günah şeyleri düşünüp planlayamaz.

“Mümin erkeklere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar.” (Nûr, 24/30), “Mümin kadınlara da söyle gözlerini haramdan sakınsınlar.” (Nûr, 24/31), “... Birbirinizin gıybetini yapmayın” (Hucûrât, 49/12) âyetleri ve "Kıyamet günü insan, beş şeyden sorulmadıkça bırakılmayacaktır: Ömrünü nerede tükettiğinden; ilmi ile amel edip etmediğinden; malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve bedenini nerede yıprattığından sorulacaktır".

İnsan, kalbi ve zihni ile haram ve günah olan bir şeyi kurgulamasından, kötü niyetinden dolayı da sorumludur.

Hz. Peygamber (a.s.), "İki Müslüman birbirine kılıç çektiği zaman öldüren de ölen de cehennemdedir." buyurmuştur.

Ebu Bekre, “Ey Allah’ın Resûlü! Öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir?" diye sormuş, bunun üzerine :(a.s.),"Çünkü o da, arkadaşını öldürmek istiyordu." buyurmuştur.

Ancak kötü ve haram olan bir şeyi yapmaya niyet eder de sonra bu niyetinden vazgeçerse sorumlu olmadığı gibi kötülüğü terk etmesinden dolayı sevap da kazanır.

Peygamberimiz (a.s.), :"Yüce Allah, iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: "Kim bir iyilik yapmaya niyet eder de yapmazsa Allah katında bu iyi niyete tam bir iyilik yazar. İyilik yapmak ister ve yaparsa Allah bu kimseye on katından yedi yüz katına kadar hatta daha fazla sevap yazar. Bir kimse kötü bir şey yapmak ister fakat bundan vazgeçerse Allah bu kimseye tam bir iyilik sevabı yazar. Kötü bir fiil yapmayı ister ve yaparsa ona bu yüzden bir tek kötülük günahı yazar." Çünkü ameller niyetlere göre değer kazanır.

Yalan söylemek ve gıybet etmek günah olduğu gibi yalanı ve gıybet olan sözü dinlemek de günahtır. Yüce Allah, lanetlediği ve gazap ettiği kimseleri, “Onlar, yalanı çok dinleyen haramı çok yiyenlerdir.” şeklinde nitelemiştir. (Maide, 5/42) Göz, kulak, kalp ve diğer organlarımız birer nimettir, bu uzuvların iyide kullanılması gerekir.

Yüce Allah; “(Ey Peygamberim!) De ki: “O Allah, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.” (Mülk, 67/23).

Sahabeden Şekl İbn Hameyd diyor ki: Peygamberin yanına gittim ve: Ey Allah’ın Peygamberi! Allah’a sığınmam gereken şeyleri bana öğretir misiniz? Dedim.

Bunun üzerine Hz. Peygamber, elimden tuttu ve şöyle buyurdu: "Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve tenasül uzvumun şerrinden sana sığınırım, de."

Yaratılmışların en şereflisi ve en değerlisi olan insan, boş yere yaratılmadığı gibi dünyada başı boş da bırakılmamıştır. Her insanın; Yaratan’ına, kendisine, eşi ve çocuklarına, ana, baba, kardeş ve yakınlarına, doğal çevre ve topluma, Peygamber ve tebliğ ettiği dîne karşı görev ve sorumlulukları vardır. İnsan; gözü, kulağı, eli, ayağı, dili ve kalbinin yaptıklarından; ilmi, ameli ve sahip olduğu maddî ve manevî bütün nimetlerinden sorgulanacaktır. Yüce Allah,: “Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan (yaptıklarından) sorumludur.”

- Zanla hareket etmemek,- Yalan söylememek,- İftira etmemek,
- Yalancı şahitlik yapmamak,- Körü körüne başkalarını taklit etmemek- Sorumluluk.

İnsanın sorumlu olduğu şeyler ise Kur’an ve hadislerde özet olarak şöyle bildirilmektedir:

-İnsan; gözü, kulağı, eli, ayağı, dili ve kalbinin yaptıklarından, ilminden ve amelinden, kendisine verilen her türlü nimetlerinden, -Verdiği sözlerden, kendisine tebliğ edilen İlâhî kurallara uyup uymadıklarından sorgulanacaklardır.

Abidin SEVER
Ekim-2012

 Bu yazı 2079 defa okundu.
Önceki yazılar...
1

Medine’de babası vefat eden bir çocuğun babasına yazdığı mektup

2

Örnek Yaşantı

3

Ya Resulallah

4

Tarihteki Türkler 

5

HESAP VERMEK 

6

KOMŞULUK 

7

Ahiretten Mektup... 

8

Hazreti Ömer.... 

9

HAZRETİ EBUBEKİR’DEN HİKMETLİ SÖZLER...

10

Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse 

11

Eskiden... 

12

KIYAMET GÜNÜ ALLAH'IN GÖLGESİNDEKİ YEDİ SINIF İNSAN

13

HASET -1-

14

HASET -2-

15

RAMAZAN ve İBADETLERİMİZ -1-

16

RAMAZAN ve Teravih namazı -2-

17

Dua, RAMAZAN ve Kur'an

18

KÖTÜ HUYLAR

19

Görev ve Sorumluluk

20

Hz. Peygamberin Tebliğ Usulleri

21

AFFEYLE

22

Acımak… Geç Kalmadan!

23

HAC İBADETİ...

   
Başa Dön